Bir Ulusal Kanal sunucusu, gelişmişlik seviyemiz ve “kompleks”

by admin | Cuma, Haz 12, 2015 | 983 views

OPINIONBu ülkenin daha 100, 200 sene filan sonra bile yetişmiş ve tekamül etmiş insan açığını kapaması mümkün değil (Tekamül derken bir fakülte bitirmiş bir masa tutmuş tarzda bir profilden bahsetmiyoruz. Gerçekten de sağlam bir altyapı değindiğimiz).

Bu ve benzeri konularda da çoğumuz kabahati genellikle “cahil, hatta yobaz” diye nitelediğimiz kesimin sırtına yükleyip kolaycılık yapıyoruz. Ama maalesef kazın ayağı öyle değil.

Zira en tehlikeli ve zarar veren kesim bugüne kadar ve hali hazırda yaşamakta olduklarımızdan rahatlıkla çıkarabileceğimiz gibi kendini “eğitimli ve entel” diye addeden/niteleyen oldukça kalabalık bir grup.

Epeyi öncesine gitiğimizde, kendini maalesef bir “NİMET” sanıp insanımızı küçümseyen, horlayan, hatta itip kakan bir “ELİT” (??) zümrenin bugün yaşamakta olduğumuz melanetler ile ilgili olarak ne kadar önemli pay sahibi olduğunu rahatlıkla görebiliriz… Cumhuriyetin başlangıcından (ve hatta öncesinden) bu yana.. Bu durum halen bile geçerli maalesef.. İş dünyasında, edebiyat ve sanat camiasında.. Tabii ki, bugün halk üzerinde çok büyük etkisi olan medya sektöründe de. Eline mikrofon verilip “al bakalım bu program senin” denilen birçok kişi de bu resim içine dahil olabiliyor maalesef…

Diğer taraftan, işin başka bir boyutu da ülkemizde eğitim ve adam yetiştirme denilen prosesin tamamen “palavra” olması, başka bir deyişle ilkokul müsameresi gibi hafife alınması. Her sektörde böyle bu… Adama bir sorumluluk veriyorsun koyuyorsun göreve ama maalesef “HAM”… Yeterince işlememişsin.. Ne oluyor? Kusup sırıtıyor, dolayısıyla… Yani, bir program sunucusu bile ciddi bir deneyim ve eğitimden yoksun bırakılmamalıdır diye düşünmek mümkün, hatta gerekli, bizce.. Zira performansta sıkıntılar olabilir, çok doğal olarak .. ve hatta bütün iyi niyete rağmen…

Bu satırları yazmamızın nedeni, esasında en sadık izleyicilerinden biri olarak takip ettiğimiz PARAMETRE programının hanım sunucusunu çok kızdırmış olmamız.. Birkaç yıldır aşağı yukarı her sabah izlediğimiz ve eskiden Metehan Demir’in lokomotif olarak görev aldığı (talihsiz olaya kadar) ve sonra da değerli gazeteci Deniz Zeyrek’ in bu görevi üstlendiği ve dürüst, korkusuz ve bilgili gazetecilik nasıl yapılır diye herkese gösterdiği programdan bahsediyoruz.

Burada değinmek istediğimiz husus şu olacak; İsteniyor ki insanlar her zaman takdir edilsin ve hiç yerilmesin. Anlayışa bir bakınız hele. Arkadaş, senin müşterin benim ve benim gibi binler, on binlerce izleyici. Bizler izlemesek senin ne işin olacak orada?

Şimdi ise gelelim “muhterem” hanımefendiyi neden kızdırmış olduğumuz hususuna ve savunmamızı (?) yapalım;

Sunucu örneğin Zeyrek’e bir soru soruyor veya Zeyrek önemli bir şey anlatıyor. Konu, mesela koalisyon vesaire.. Yani hayati bir konu… Can kulağı ile dinliyoruz. Hanımefendi ısrarla araya girmeye çalışıyor 30 saniye sabretse çok daha şık (hoş) bir şekilde kimseyi (Zeyrek dahil) taciz ve rahatsız etmeden paylaşabileceği konuyu anons etmek MÜCADELESİ içinde…


Yahu birazcık sabır.. azıcık sabır.. 20-30 saniye kadar, fazla değil.. Yok, illaki adamın sözünü orada kesecek ve bütün dinleyenleri (şüphesiz Zeyrek’ in kendisi de dahil, her ne kadar kibarlığından itiraf etmeyecekse de) ifrit edecek tam tabiriyle.. Mazeret de neymiş efendim? Zaman bitiyormuş. O zaman baştan sorma o soruyu zamanın yoksa eğer. Sanıyor musunki bir tek bu satırların yazarı rahatsız bu yaklaşım tarzından? Bunu da genelleme yaparak yazıyoruz. Aynı hatanın hem de dik alasını sizin ŞİRİNG yapıyor.. Bir zahmet sosyal medyayı daha iyi takip ederseniz vakit bulup, resmi görürsünüz “muhterem” sunucu/moderatörler.

“Müşteri” olarak, daha evvel de defalarca tekrarlanan (ki oraya katılan konuşmacılar da bal gibi farkındadır, kendileri sıkıntısını çektiği için zaman zaman) bu rahatsız edici hareket biçimi sosyal medya hesabı kanalıyla kendisine hatırlatıldığı zaman “muhterem” hanımefendi acayip rahatsız olarak bizi kovuyor adeta.

Şimdi buradan kendisine soruyoruz; Sizi (derken programınızı ve özellikle Deniz Zeyrek olduğunda) ilgiyle ve düzenli olarak takip eden bir izleyiciniz birçok insanı irrite eden bir davranış biçimini hatırlatarak uyardığında neden böyle bir aşırı reaksiyon gösteriyorsunuz? Nedir bu kompleksiniz? Cumhurbaşkanı’nı, Kılıçdaroğlu’nu bile ağır şekilde tenkit ediyorlar da (hatta bazen de haksız) zatı aliniz hangi tenkit edilemez asil/soylusunuz ki size bu kadar ağır geldi tenkidimiz?

Hiç düşündünüz mü hanımefendi “Ya acaba ben de performansımda bazı hatalar eksiklikler yapıyor muyum zaman zaman – yoksa nasılsa bu masa benim artık” mı diyorsunuz? Örneğin “konuşmaları sulandırıyor muyum? Konuşmacıların laflarını olur olmaz yerde milletin kafasını darmadağın ederek kesiyor muyum” filan diye? Bizce lütfen bir düşünüverin lütfedip.. Hatta bize inanmıyorsanız videolarınızı şöyle bir dikkatle izleyin.. Belki o zaman düşünürsünüz.

Özet şudur ki;

“Biz sizi severek izlemeye başladık. Üstelik hala da seviyoruz.. ve de izlemeye devam edeceğiz (Aman Zeyrek bir yerlere gitmesin).. İtiraf edelim ki rakibiniz de yok (program olarak). Ama bu kayıtsız şartsız her şeyinizi “alık” bir şekilde beğeneceğiz anlamına gelmez tabii..”

Yine de ifademiz sert olmuşsa gönlünüzü almak için özür dilemiş olalım. Ama unutmayın ki her ne kadar ulusal medyanın en önemli kanallarından birinde en önemli programlarından birini yapıyor olsanız da bu ülkede sizin performansınızla ilgili tenkitler yöneltebilecek bilgi ve “görgü” ve takdir (ve tenkit) yeteneği sahibi insanlar da mevcuttur – naçizane. O insanları da dışlamamanızı önemle öneririz – Öğrenme sürecinizi tamamladığınız kanısında değilseniz eğer, büyük bir talihsizlik eseri olarak.

Diğer bir ifade ile de birlikte program yaptığınız arkadaşlar varsa eğer, “hoşlanmadığı bir yorum (asla ahlak dışı kelimeler kabul edilemez) üzerine hemen hesap bloklayan” aman onları örnek almayın. Zira daha çok gençsiniz ve de eminim kulaklarınız ve beyniniz “TAKDİR” kadar “TENKİTLERE” de açık olduğu oranda kendinizi mükemmele doğru geliştirme hızınız ve şansınız artacaktır.

Her ne kadar siz bize kızsanız da biz sizi seviyoruz ve de “gerçekten de” değerli buluyoruz, naçizane.

Editör

EBRU-BAKI

Like it? Share it!

Leave A Response

*

code