Davul tokmak, kişilik ve rüştünü ispat meseleleri

DAVUL-TOKMAKOrta Doğu ülkelerinin en önemlilerinden birinde (her ne kadar Avrupa ülkesi iddiası da varsa da) en üst yönetic olarak tayin ediliyor..

Daha tayin edilmeden bir sürü dedikodular, söylentiler, tenkitler ve bu işi yapamayacağına dair fikir ve beyanatlar ortalıkta uçuşuyor. Zira insanlar bu mevkie kendi bilek gücünden ziyade onu tayin eden kişiyle uyumlu çalışma ihtimalin sayesinde – açık söyleyelim onun emir ve talimatları dışına çıkmayacağının bilinmesi nedeniyle – çıkabildiğini düşünüyorlar.

Bu makam da öyle riskli ve belalı bir mevki ki, ülkenin sel gibi akıp gelen ajandasının, yani günlük olayların altında kalmamak için gerçekten de çok sağlam durabilmek lazım. Yani, ne yapacağını bilmek, kendi kararlarını kendi verebilmek – ve tabii sonra hesabını da gerektiğinde… Ayrıca daha da önemlisi “davul birinin boynunda, tokmak bir başkasının elinde olmadan çalışabilme olanağı gerekiyor.

İşte bir siyasetçi bu şartlar altında daha önce yürüttüğü başka bir bakanlıkta yapmış olduğu hayati hataların da faturası ile birlikte üstelik bu sefer daha da yüksek bir makama çıkıyor… Ama daha da beteri şu ki, maalesef davul kendi boynunda ama tokmak onu oraya getiren muktedir kişinin elinde bulunuyor.

Bunların yalnızca bu satırların yazarının tespit ve düşünceleri olmadığı çok açık zira söz konusu siyasetçinin kendi partisinin her seviyesindeki mensuplar -hiç şüphesiz – dahil olmak üzere, neredeyse bütün ülke bu resmi görüyor.


Şimdi, her şeyi bir kenara bırakıp şunu tespit edelim öncelikle; Herkes böyle “Davul kendi boynunda, tokmak başkasının elinde” bir pozisyonu kabul eder mi? Eminim ki, söz konusu ülkede bile (hatta biat kültürü tam gaz hüküm sürüyor bile olsa) milyonlarca insan çıkacaktır, bu durumdan tırsacak..

Birincisi böyle bir görevin altına girebilmeyi her “kişilik” kaldırmaz. İkincisi de “akıl mantık” der ki, “Kardeşim bak bugün birileri söylüyor, sen yapıyorsan eğer, ya yarın yanlış yapıldığı tespit edilen kısım için de hesabını sen mi verirsin, yoksa yap diyen mi?” Malum, dünyanın bin bir türlü hali vardır.. Belli mi olur? Bir bakarsın “gün olmuş devran dönmüş”.

İşte böyle bir profil sergilediğinde insan – yine maalesef – ne tam bir otorite sağlayabilir, ne de samimi ve hak edilmiş bir itibar, hani herkesin gıpta edip parmak ısıracağı cinsten… O takdirde, mensup olduğun grup veya camia içinde herkes ayrı telden konuşur. Hatta bazıları daha da ileri giderek “Sen kimsin ki, bizim amirlik taslıyorsun, biz icazeti seni de o mevkie koyandan alırız.. Bize bulaşma, otur oturduğum yerde” tarzı davranış biçim içine giriverirler..

Ülke ve insanları açısından bakıldığında yine de bir şekilde “su akar yolunu bulur” ama bu kişi açısından bakıldığında ise yıllar geçip de bu devletin tarih kitabında bu kişi yerini aldığında, ondan sonra gelen aile mensupları başları dik okuyacakları bir hikayeden yoksun kalıverirler – maalesef.

Onun için her şeyden önce bırakalım devlet adamı kimliğini, yalnızca insan kimliğimizle düşünüp harekete geçebilmemiz bile Allah’ın bize nasip ettiği en çok saygıyı hak eden varlığımız olan kişiliğimizi koruma ve yüceltme için yetecektir.

Devlet adamlığı “ETİKETİ” bırakalım başkalarının olsun, bize incinmemiş kişiliğimiz kalsın yeter. Diğer bir deyişle de “Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olmayalım”.

Hoppala bu yazı da nereden çıkmış ki şimdi diye düşünecekler olursa eğer, hiç işte durup duruken ilham gelmiştir belki de bu satırların yazarına.

Ümit edilir ki bu yazıyı okuyup da faydalanabilecek Allah’ın kulları da mutlaka vardır evrende..

Editör

Like it? Share it!

Leave A Response

*

code