Davutoğlu’nun zor sınavı

DAVUTOGLU-MUSULPostacı kapıyı kaç defa çalar? Hani bizdeki deyişiyle “Allah’ın hakkı kaçtır?”.. İşte bu bugünlerde Sayın Başbakanımız için sıklıkla sorulabilir doğrusu?

Daha önce de benzer (bizce) bir durum Abdullah GÜL için söz konusu olmuş fakat kendisi defalarca (belki Allah’ın hakkı dediğimiz üç defadan da çok defa) pozisyonunu değerlendiremeyerek şansları pas geçmişti.. Bu nedendir ki şu anda tam anlamıyla pasif bir “emekli” siyasetçi durumunda artık – belki de altın harflerle yazdırma imkanı varken adını Türk siyasi tarihine.

Sayın Başbakan’ da AKP’nin başına “tayin edildikten”” sonra muhterem tarafından, maalesef bu diet borcunu defalarca ödemek zorunda kaldı. “Rüştünü başarıyla ispat etti” diyen kim varsa beri gelsin de görelim. Vicdanı olup da bunu söyleyebilen bir babayiğit olamayacaktır, doğal olarak. Yani dememiz odur ki söz konusu siyasetçi kendisine gelen bu şansı “cesaretle” değerlendirip gerektiğinde malum şahsa “Burada dur bakalım.. Her şeyi ve de bir çuval inciri, üstelik de memleketi berbat ediyorsun. Bu sınır aşma” diyemediği için birinci seansı ÇOK ZAYIF bir notla bitirmiş durumda zaten.


Şimdi ise ikinci seans başlamak üzere ve anlaşılıyor ki, malum muktedir seçim sonucunda halkın vermiş olduğu mesajdan halen de gerekli dersi tam olarak çıkarabilmiş değil. Seçim boyunca anayasa/baba yasa dinlemeden sergilemiş olduğu partizanca ve de düşmanca tutum halk tarafından (hangi halk derseniz yüzde 40 fanatiklerin içinde olmayıp akıl kumbarasını doğru veya yanlış kullanma becerisine sahip halk) kırmızı kartla cezalandırılmış olmasına rağmen hala MIZRAĞI ÇUVALA SIĞDIRMA gayretlerinden vazgeçmeyeceği anlaşılıyor söz konusu muktedirin.

Devletin bütün imkanlarını kendi yararına kullanmaya alışmış olan bu kişi, ülkenin yönetimsiz kalmaması için siyasi rakipleriyle halkın (halk derken yüzde altmıştan bahsediyoruz) mesajı doğrultusunda mantıklı ve makul bir işbirliği içine girmesi gereken Başbakan’ın elinde ayağında bir zincir görevi görmeye devam ederse eğer Sayın Başbakan’ın tercihi ne olacak acaba? İşte cevaplanması gereken HAYATİ SORU budur.

Eğer Sayın Davutoğlu siyasi ortamın gerektirdiği – ki halk bu mesajı vermiş bulunmakta – uyumlu işbirliğini muktedirin kişisel kapris ve yararı doğrultusundaki emir ve talimatlarına feda ederse, “yandı gülüm keten helva” misali hem kendisi, hem partisi ve de hem de Türkiye’ye ciddi zarar yazmış olacaktır. Şüphesiz ki kendisi de tez elden siyaset sahnesinden silinip gidecektir – zaten bunun muktedire de faydası olmayacaktır orta vadede. Zira o söz konusu mızrağı çuvala sığdırabilme mücadelesinden mutlaka mağlup çıkacaktır sonunda. (Hani FITRAT meselesi gibi durum adeta…)

Dolayısıyla umut edilir ki, Muhterem Başbakan ayağına gelmiş olan “gereğini, yani malum kişinin değil de halkın ve ülkenin yararı neyse onu” yaparak Türk siyasi tarihine adını düzgün harflerle kazıma fırsatını bu sefer kaçırmayarak ülkenin aklı başında insanlarını hayal kırıklığına uğratmaz. Zira aksi durum neticede kimseye yarar sağlamayacağı gibi en başta kendisi olmak üzere hiç şüphesiz partisi, ülkemiz insanları ve tabii ülkemize zarar yazacaktır.

Ne demeli? Allah’tan umut kesilmez.

Editör

Like it? Share it!

Leave A Response

*

code