Dünyada, evrendeki koloniler.. Türkiye’de, cennetteki huriler

by admin | Perşembe, Eki 30, 2014 | 2105 views

EVREN-KOLONI
Facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde bir arkadaş aşağıdakileri paylaşmış. Öncelikle kendisine bu değerli paylaşım için teşekkür ediyoruz. Şöyle diyor kendisi;

Dünyada birçok profesörün tartıştığı konular: Zamanda yolculuk mümkün mü? Paralel evrenler var mı?Uzayda hayat var mı? Başka bir gezegene koloni kurulabilir mi? Kanseri kalıcı olarak yenebilir miyiz? İnsan ışınlanabilir mi? vs …

Ülkemizde tartışılan konular: Türkçe ezan okunsun mu okunmasın mı? Türban, Kızlı-erkekli, Cinle evlenilebilir mi? Kırmızı külot caiz mi? Evlatlıkla evlenmek caiz mi? Cennette kaç huri verecekler? Cennette kaç defa cinsi münsabette bulunabileceğiz? vesaire vesaire …

Bu satırları bir araya getiren o kadar güzel tespit edip “dikkatimize” sunmuş ki, birazcık aklı olup beyni çalışan insanlar (hani Allah’ın düşün diye verdiği beyin, biat et diye değil) silkinip kendine gelir, “hakikaten de biz bu yüzyılda ne karanlık ve saçma ve insan olarak bize yakışmayan işlerle uğraşıyoruz” diye.

Daha doğrusu o beyin insan olarak yaratılan hepimizde var – eğer beyin açısından herhangi bir özürümüz yoksa, tabii.. Yani fiziksel olarak.. Ama, önemli olan şu ki, sistem insanların cahil kalmasını tercih ediyor maalesef.. Hep de öyle olmuş zaten, yüzyıllar boyunca.. Neden? Çünkü o zaman daha kolay yönetilebiliyorlar, “sürü” misali..


Önde bir çoban, toplumun bazı zaaflarını kullanıp kendini bir şekilde kabul ettirebilmiş topluma (kabul etmek gerekir ki bu özel bir yetenek, ama kötüye kullanıldığında bir toplum ve hatta ülkeyi felakete sürükleyebilir – bakınız, şekil bir neresi dersiniz?).. Arkada da çoban ne yaparsa yapsın sürü halinde gelen bir gürüh.. Hani, “Sen orda mıydın? Gözünle gördün mü?” … ama çalışıyorlar” gibi tamamen biat ve beyin yıkama kültürünce esir alınmış “insancıklar”…

İşte onun içindir ki, eloğlunun profesörleri insanın “sağlığı, rahatı, geleceği, güvenliği” vs gibi konulara yoğunlaşmışken bizim ulemalar da “cennette kaç huri verecekler” gibi konularda uzmanlıklarını geliştirmeye çalışırlar..

Ondan sonra da bugün yüzyıl geri olan bu toplum bundan bir süre sonra 200 yıl geriye düşer… Hani bir söz var ya “Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine”…

Peki çaresi ne bu karanlık gidişin? Bir tek kelime; “KADINLARIMIZ”..

Evet buna ancak kadınlarımız dur deyip, gidişi tersine çevirebilirler… Yetiştirecekleri çocuklarına tabii ki Allah ve kul sevgisi verirken, vicdan denen çok önemli özelliğin de farkında olmalarını sağlayabilirler.. İslamı korumak ve yaymanın “kafa kesmekle” olmayacağını, bunun Allah’ın verdiği canı almak için asla bir mazeret teşkil etmeyeceğini öğretebilirler.. Kadının en az erkek kadar kıymetli ve yetkin olduğunu, asla ve asla arkada yürümeye layık görülemeyeceğini onların küçük beyinlerine aşılarlar.. İşte o zaman toplum gelişir, serpilir ve “muasır medeniyetler” seviyesine gelir Atatürk’ün söylediği gibi..

İyi güzel de küçücük bir problemimiz var burada yalnız; Kadınlar çocuklarını yetiştirecekler de, kadınları kim yetiştirecek ve “onlara baskı yapmadan”, kafalarını kaldırıp önlerini görmelerini sağlayacak? İşte mesele burada, maalesef..

Yine de çıkmayan canda umut vardır demişler ya, biz de o umutla bekliyoruz işte, kadınlarımızın uyanıp görevi devralmalarını…

Editör

Like it? Share it!

Leave A Response

*

code