|
|
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
HEPİMİZ PORNOCUYUZ
Bu arada tembel feministlerin de pornonun her türlüsüne, kadın vücudunun sömürüsü olduğu için karşı olmaları fikir dünyamızın yalınkatlığını göstermiş oluyor. Bu fikirsel atalet, bu feminist statüko Fatmagül'ün Suçu Ne'ye tecavüze özendiriyor diye karşı çıkanlarca, ne taraftan olursa olsun kadın milletvekillerinin desteklenmesini en hayati duruş belleyenlerce de besleniyor.
Bu arada tembel feministlerin de pornonun her türlüsüne, ‘kadın vücudunun sömürüsü’ olduğu için karşı olmaları fikir dünyamızın yalınkatlığını göstermiş oluyor. Bu fikirsel atalet, bu ‘feminist statüko’, “Fatmagül’ün Suçu Ne”ye tecavüze özendiriyor diye karşı çıkanlarca, ne taraftan olursa olsun kadın milletvekillerinin desteklenmesini en hayati duruş belleyenlerce de besleniyor.” Yıldırım Türker (“Hepimiz Pornocuyuz” Radikal, 10 Ocak 2011) Yıldırım Türker, pornografi konusundaki en az 40 yıldır süren tartışmaları görmezden gelip feministleri tembel ve statükocu olmakla “suçlarken”, kendisi de basbayağı bir “bayağı” düşünceyi savunuyor: Pornografinin her türlüsü “kötü değildir”. Hatta; erkek cinsini ehlileştirir. Pornografi, her zaman insan deneyiminin bir parçası olagelmiştir. Ancak bunun bizim bugün anladığımız anlamda bir pornografi olduğuna dair kuşku duymamamız biraz zor. Örneğin, bir çıplaklar kampında gördüğümüz cinsel organlar ile hepimizin gözünün önüne bir film karesi ya da bir sokak sahnesi olarak gelen “pardesü sapığının” cinsel organını göstermesi sonucu gördüğümüz “şey” aynı olsa da, bu ikisi aynı edim midir? Bağlam önemliyse, kendimizi Frigyalıların yerine koyup herhalde Kibele’nin göğüslerinin tahrik edici, kadın bedenini öğretici, erkekleri düşünsel olarak tatmin ettiği için kadınlara saldırmalarını önleyen bir figür olduğunu oturduğumuz yerden ileri süremeyiz. Cinselliğin “gösterilmesini” bir tarihsel-toplumsal bağlam üzerinden konuşmak durumundayız. O da şudur: Pornografi son derece “kârlı” bir sektör durumundadır. Üstelik, çocuk pornosu başta olmak üzere, şiddeti, kadının aşağılanmasını içeren pornografi, bu sektörün temel dinamiğidir. Çünkü bir toplum nasılsa onun pornografisi de öyle olacaktır. Çünkü, fantazi dünyamız, içinde yaşadığımız dünyanın sınırları ile, bize öğretilenle sınırlandırılmıştır. Pornografi, bize öğretileni yeniden öğretmenin, ya da ana-babamızın öğretmediğini, okulda öğrenemediğimizi öğrenmenin, toplumsal olarak kabul gören toplumsal cinsiyet imajları üzerinden öğrenmenin bir yoludur, üstelik çok etkili bir yoludur. İnsanın kendisini izleyemediği, kendisine dışarıdan bakamadığı tek edim, sevişmektir (o yüzden aynalar temel fantazi nesnelerinden bir tanesidir); pornografi aslen insanın ekranda ya da fotograftan gördüğü sevişme edimini gerçekleştirenlerden birinin yerine koymasına imkan tanır. Bu yüzden pornografi ile ilişkili olan en temel kelime, “taklit”tir. Fakat neyi taklit eteceğiniz, bugün “piyasan koşulları” tarafından belirlenmektedir. Onu da, çok şaşırabilirsiniz ama, erkek egemenlik belirlemektedir. Sevişmenin bu kadar endüstriyelleşmesi, çok satanın “hakim sahne” olması. “çok satanın” örneğin bu kadına vurmak olsa bile, meşrulaştırılmış olması, çoğunlukla erkeğin zevk alan, kadının zevk veren (cinsiyetten bağımsız olarak sürekli bir zevk alan ve zevk verenin bulunduğu) olması ve filmlerdeki kadınlar nelerden hoşlanıyorlarsa gerçek hayattakilerin de bunlardan hoşlanması gerektiği düşüncesi, böylece sevişmenin aynı zamanda tektipleşmesi anlamına gelir. Evet, örneğin okullarda bir cinsel eğitim dersi olsaydı, daha iyisini toplumal cinsiyet rollerini yeniden üretmeksizin yapabilir miydi, önemli bir sorudur. Ama bunun yerine kendimizi senaristlerin “yaratıcılığına” emanet etmek ve buradan çıka çıka tüm araştırmaların ortak biçimde gösterdiği gibi kadına yönelik şiddetten başka birşey çıkmaması, bir tercih yapmamız gerektiğini gösterir. Akademinin sahtekar özgürlüğünün sınırlarını tartışmak başka birşeydir, tartışmada pornoyu savunmak ya da savunmamak başka. Feministler arasında pornografi konusunda tartışma kırk yıldır sürüyor. Yine de soru gelip “özgürlüklerin sınırına” dayanıyor. Akademik özgürlük, liberal bir bireysel ve negatif bir özgürlük tanımı çerçevesine oturtulmaya çalışılınca, tabii çerçeve dar geliyor. Bu noktada feminist hareketteki baskın algının kimin tarafından kullanıldığı sorusunun sorulması, herşeyden önce apolitik bir “ergen” tavrına işaret ediyor. Soğurulma tehlikesi, o vakit demokratik bir hak mücadelesi vermemizi bile engelleyebilir. Herkesin esas meseleyi gözden kaçırdığı bir meseleyle karşı karşıyayız: zira tam da Yıldırım Türker’in çok güzel anlattığı gibi, başkalarının hayatına olan pornografik merak, pornografi tartışmasının kendisini öne atıyor. Oysa akademik özgürlükleri savunacaksak, işten hukuksuzca atılan öğretim üyeleri ile dayanışma göstermek gerekiyor. Bugüne kadar bu tutumu gösterebilen tek özne, DİSK Sosyal-İş Sendikası ve Sendikalı Bilgi oldu. Diğer herkes, pornografik bir pornografi tartışmasına dalmış durumda. Haklar değil, yasaklar konuşuluyor. Yasak demişken; Yıldırım Türker bireysel silahlanmaya itiraz eden ezberci, statükocu antimilitaristlere de bir küfür sallamış mıydı? KADINLARA ÖZEL PORNO BİRGÜN
|
En Çok Okunan Haberler
KADIN / ERKEK Haberleri
|
|||||||||||||||||
TÜRKIYE'NIN HABER VE KÜLTÜR PORTALI |
||||||||||||||||||