|
|
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
NURAY MERT'E DE MUSALLAT OLDULAR
Nuray Mert birçokları gibi koyun davranışı gösterip çoğunluğun gittiği yoldan gitmek zorunda olan yaratıcılık ve cesaret yoksunu tiplerden değildir.. Masaya kendine has veya ait fikirler getirebilen yaratıcı bir yazar.. Gel gör ki en sonunda Nuray Mert'i de harcadılar birileri.. Daha doğrusu harcattılar.. Yani Milliyet yöneticilerini kullanarak..
İçinde bulunduğumuz, büyüteçle adam gibi gazeteci (yani iktidara muhalif olsa da kendi görüşlerini yazma cesaretine sahip) aranılan bir dönemde Nuray Mert nadir cesur yüreklerden biridir.. Üstelik de, fikirleri gerçekten de barışçı, liberal ve demokrattır.. Bunu elini vicdanına koyan herkes (aklı başında) söyleyecektir.. Üstelik Nuray Mert birçokları gibi koyun davranışı gösterip çoğunluğun gittiği yoldan gitmek zorunda olan, yaratıcılık ve cesaret yoksunu tiplerden de değil.. Masaya kendine has veya ait fikirler getirebilen yaratıcı bir yazar - iktidarla ters düşse bile .. Gel gör ki en sonunda Nuray Mert’i de harcadılar birileri.. Daha doğrusu harcattılar.. Yani Milliyet yöneticilerini kullanarak.. Gerçekten insaf be yüreksiz adamlar.. Mert gibi bir “KİŞİLİĞİ “ kendi korkularınızdan ötürü harcamaya alet olabiliyorsanız eğer lütfen bir kere dikkatle BOY AYNASINA bakınız.. Orada da bir şey göremiyorsanız eğer (ki öyle olacaktır muhtemelen) zaten söz söylemeye bile değmez.. Ancak “ALLAH İSLAH ETSİN” diyebiliriz.. Bu da size umuyoruz ve inanıyoruz bir şey ifade edecektir.. Nasılsa artık bu dili daha da iyi konuşuyorsunuz çok şükür.. İNSANLIK ADINA UTANÇ DUYAN BİR VATANDAŞ Sevgili Nuray MERT’İN gazeteden kovulmayla ilgili yazısı aşağıda Nuray Mert sessizliğini bozdu! Nuray Mert'in 12 Şubat'ta yazısının altına konan izne ayrıldığına dair ilişkin açıklamanın ardından başlayan belirsizlik ve Milliyet Gazetesi'nin suskunluğu, Nuray Mert'in Medyatava'ya göndermiş olduğu açıklama ile bozuldu. Nuray Mert sessizliğini bozdu! İşte Nuray Mert'in Medyatava'ya gönderdiği "Zorunlu Açıklama" başlıklı savunma yazısı... "Zorunlu Açıklama" Milliyet gazetesindeki son ‘durumum’a ilişkin okuyucularım ve medya çevreleri başta olmak üzere, yaygınlaşan merak ve tepkiler dolayısı ile bir açıklama yapmak zorunluluğu hissediyorum. Farklı spekülasyonlara yol açan durum, 12 Şubat tarihli yazımın sonunda izne ayrıldığım şeklinde bir not ile başladı. 11 Şubat Cumartesi günü Milliyet yönetimi beni telefonla arayarak benimle ilgili ‘sıkıntılı’ bir durum oluştuğunu, konunun netleşmesi için zamana ihtiyaç olduğunu söyleyerek, bu süre içinde ‘izne’ çıkmamım mümkün olup olmadığını sordu. Böyle başlayan bir sürecin nasıl sonuçlanacağını gayet iyi tahmin ettiğim halde, yönetimi zor durumda bırakmamak üzere, konuyu hafta içinde netleştirmek üzere, daha önce göndermiş olduğum yazımın sonuna ‘izne’ ilişkin notun konulmasını kabul ettim. Zaten tam o esnada çok ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle gittiğim doktor randevumdan henüz çıkmış, o konuda ne yapacağımı düşünmekle meşguldüm. Olaylar hiç arzu etmediğim ancak tahmin ettiğim şekilde devam etti; Milliyet’deki durumum netlik kazanmadı. Bu koşullar altında, gerekli açıklamayı gazetemin yapmasını bekledim, ancak bu gerçekleşmediği gibi, bir noktadan sonra gazete yönetimi ile iletişim imkanı bulamadım. Şu an itibarıyla beni en çok rahatsız eden husus budur. Hiçbir medya kurumunun hiçbir yazarının istihdamını devam ettirmek gibi bir zorunluluğu olmadığını da, mevcut medya özgürlük ortamının sınırlarını da gayet iyi biliyorum. Ancak, asgari medeni davranış ve nezaket, hiç olmazsa net bir açıklamanın yapılmasıdır, bunun yapılmamış olması fazlasıyla üzüntü verici oldu. Dahası, 11 Şubat tarihine kadar gazete yönetiminden bana iletilen hiçbir rahatsızlık ve dolayısı ile ‘baskı’ diye nitelenebilecek bir yaklaşım söz konusu olmamıştır. Şu ana kadar gönderdiğim halde basılamayan bir yazım olmadı, sorun yazılarımın gönderemediğim, bu imkanın kapatılması dolayısı ile basılamamasıdır. Söylemeye gerek yok, siyasal görüşlerimin tek sorumlusu benim, bağlı bulunduğum medya kuruluşunun benim yüzünden bedel ödemesini hiçbir zaman beklemedim. Bu konuda mesele, bu ülkede siyasi görüşlerin ifadesinin bedelinin, bu görüşleri ifade etme imkanının elinizden alınmasıdır. Bu ne ilk kez benim başıma geliyor, ne de benim başıma ilk kez geliyor. Türkiye’de özgürlükler ortamının geldiği nokta hepimizin malumudur. Siyasi görüşlerimi beğenen veya beğenmeyenler olabilir ancak beğenmeyenlerin tuttuğu yol susturmak veya susturulunca sevinmek değil, tartışmak veya hiç dikkate almamak olmalıydı, olmadı. Bu noktada, en acıklısı, bu tür durumlarda, meslektaşlarımızdan pek çoğunun madur olanı itham yolu ile maduriyetlere meşruiyet kazandırma davranışıdır. Şimdiye kadar olan budur, benim başıma aynısı gelirse hiç şaşırmam. Bunun ötesinde değerlendirmeyi takdirlerinize bırakıyorum. Son olarak, içinde bulunduğum durum konusunda duyarlık gösteren tüm okuyucu ve meslektaşlarıma çok çok teşekkür ederim. Böyle durumlarda en önemlisi yalnız kalmamaktır. Bana bu duyguyu yaşatmadıkları için hepsine tekrar tekrar teşekkür ediyorum. İzninizle, en sevdiğim yazarlardan Arif Altan’ın sözleri ile bitireyim; “Kendine yetemeyen, kendine söz geçiremeyen, kendinden bir yapıt, kendinden bir güzellik meydana getirecek güçten yoksunların saplandıkları hükmetme arzusu… İktidar, tanrının ya da doğanın, insanın kusurlu varlığına kestiği bir ceza. Kimsenin sahip olamayacağı, ona göz dikenlerin onun kölesi olacağı, onun herkese sahip olabileceği korkunç bir hastalık… İktidarla mutlu gelecek arayan, düşüncenin hangi doruklarında parende atarsa atsın bugünü de yitirmekle mükellef…” Selam ve sevgilerimle… Nuray Mert 21.02.2012 YURT GAZETESİ
|
En Çok Okunan Haberler
KARA TAHTA Haberleri
|
|||||||||||||||||
TÜRKIYE'NIN HABER VE KÜLTÜR PORTALI |
||||||||||||||||||