|
|
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
ÇATIKATI AŞIKLARI
Şükran Yiğit, üçüncü romanı Çatıkatı Âşıklarını üç yabancının aniden buldukları dostluk ve sevgi üzerine kurmuş. Aslında romanda dostluklarına pek değinilmiyor ama birbirlerine sıcak davranışlarından bu sonuca varıyor okur. Roman İstanbul da, karlı bir Aralık ayı boyunca geçiyor. İstanbul sokakları, semtleri romanın mekânını oluşturuyor.
Şükran Yiğit, üçüncü romanı Çatıkatı Âşıkları’nı üç yabancının aniden buldukları dostluk ve sevgi üzerine kurmuş. Aslında romanda dostluklarına pek değinilmiyor ama birbirlerine sıcak davranışlarından bu sonuca varıyor okur. Roman İstanbul’da, karlı bir Aralık ayı boyunca geçiyor. İstanbul sokakları, semtleri romanın mekânını oluşturuyor. Yıllar öncesinin Perihan Abla dizisi gibi, insanların komşularını tanıdığı, semt esnafının birbirine yardım ettiği bir İstanbul yaratıyor Yiğit. Gece yarısı elinde çorba ya da çay termosuyla komşuya gidildiği, pencereden bağırarak komşunun yemeğe çağrıldığı bir apartman anlatıyor. Bu İstanbul anlatısında nostalji hissetmemek mümkün değil. İstanbul’un ya da belki bir Anadolu kasabasının iyi insanlarının oturduğu eski günleri gibi... Romanda beni rahatsız eden bir nokta, edebi eserlere yazarın yaptığı göndermeler oldu. Sadece Niteliksiz Adam ya da Güneyli Bayan değil, ilerleyen sayfalarda sık sık ünlü romanların ve roman kahramanlarının adları geçiyordu. İmdi bir romanda yazar belli bir eserden bahsediyorsa, bunu romanının çeşitliliğini artırmak için kullanıyordur. Örneğin, Günlerin Köpüğü’nden birkaç kez bahsediyorsa, özellikle de yeni tanışan iki gencin gelişmekte olan ilişkileri hakkında sorular varken, okurun aklı doğal olarak genç kadının amansız bir hastalıktan öleceği ihtimaline kayar. Adı geçen sanat yapıtları ya da romanlar asla sadece bir isim değildir. Onların adlarını duyunca doğrudan zihnimiz o eserle ilgili duygularımızı canlandırır. Günlerin Köpüğü gibi çok ünlü bir romandan bahsedildiğinde, çoğu okurun bu kitabı tanıyor olması ve de dolayısıyla zihninde birçok sahnenin canlanacak olması kaçınılmazdır. Fakat Şükran Yiğit, roman adlarını okurun farklı duyularını harekete geçirmek için belirtmiyor, bu romanlar belli ki yazarın sevdiği eserler ve dolayısıyla roman kahramanının ne denli eğitimli ve kültürlü olduğunu göstermek için ortaya bir etiket gibi konmuşlar. Aynı, Süreyya karakterinin kırtasiye dükkânının kapısına astığı ilan gibiler, eğer ilandaki adı geçen edebiyat eserlerini duyacak kadar iyi eğitimli ve okumuş biriysen, o zaman kiracı olmaya hak kazanırsın. Aksi takdirde, niteliksiz adam hiçbir şey ifade etmez. Aynı bu nedenden dolayı roman boyunca okur boşuna Mercan ile Ulrich arasında bir benzerlik bulmayı bekliyor. Çatıkatı Âşıkları sadece Süreyya’nın öyküsü etrafında kalsa daha tutarlı olabilirdi. Mercan ve Laden’in öyküleri romana bir şey katmadıkları gibi, konudan uzaklaştırıyor ve birkaç noktada da akıl karıştırıyorlar. Oysa Süreyya’nın önce sevgilisi Murat’la, sonra oğluyla, kocasıyla ve yeni kaybettiği yakın dostuyla ilişkileri gerçek ve duygu dolu. Roman bunlar ve bunlarla bağlantılı olarak dallara ayrılsa bütünlük bozulmazdı. Bir romanda yan karakterler uçta ve bağlantısız durduklarında, hep onları romanın konusuna bağlayan nedenler bekliyor okur, Mercan’ın trajik aile hikâyesinin bir noktasında Süreyya’nınkiyle ya da Laden’inkiyle bağlanacağı beklentisi boşa çıkıyor. Oldukça saf ve özlem dolu bu romanı okumanızı tavsiye ederiz.
|
En Çok Okunan Haberler
TiN KITAPLIK Haberleri
|
|||||||||||||||||
TÜRKIYE'NIN HABER VE KÜLTÜR PORTALI |
||||||||||||||||||