wom


8 MART DUNYA KADINLAR GUNU

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü... Her ne kadar bu tür günlere karşı olsam da kutluyorum. Çünkü en azından kadınları biliçlndirme açısından fayda sağlayacağını düşünüyorum. Onun dışında kadınlara özel bir gün oluyorsa, erkekler için de olmalı diyorum. Çünkü hem eşitlikten bahsedip, hem özel gün kutlamak biraz saçma geliyor. Kadınlar kendileri eşit olduklarına inanmıyor ki zaten. Dolayısıyla da böyle bir güne ihtiyaç duyuyorlar.

Kategori  Kategori : KADIN / ERKEK
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 1717
Tarih  Tarih : 08.03.2010

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bookmark and Share


yemek  

(8 mart 2009)Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü... Her ne kadar bu tür günlere karşı olsam da kutluyorum. Çünkü en azından kadınları biliçlendirme açısından fayda sağlayacağını düşünüyorum. Onun dışında kadınlara özel bir gün oluyorsa, erkekler için de olmalı diyorum. Çünkü hem eşitlikten bahsedip, hem özel gün kutlamak biraz saçma geliyor. Kadınlar kendileri eşit olduklarına inanmıyor ki zaten. Dolayısıyla da böyle bir güne ihtiyaç duyuyorlar.

Üstelik 8 Mart "Emekçi" Kadınların günü olarak kabul edilmiş. Diskolardan çıkmayan, yarın ne giyeceğim, kimi kıskandıracağım, bir elimde cımbız bir elimde ayna umurumda mı dünya diyenlerin değil.

8 Mart Ankara Kadın Platformu bir basın açıklaması yayınladı: “Bütün Ankara’daki kadınları dayanışmaya, mücadeleye ve başaracağımıza olan umudumuzu büyütmeye çağırıyoruz. Miting, Yürüyüş ve Stantlarımızda birlikte olmak yani dünyayı değiştirmek için 8 Mart’ta cümleten alanlardayız.”

8 Mart Ankara Kadın Platformu’nun basın açıklaması şöyle:

Kapitalizmin 2008 yılında yarattığı kriz tüm dünyayı etkiledi. Krizin faturası yine işçilere, emekçilere, yoksullara ve yoksulun yoksulu kadınlara çıkartılıyor. İşten ilk çıkartılan biz oluyoruz yada işsiz kocanın yerine en kötü işi en az ücretle yapmak üzere iş aramaya koşuşturmaktayız. Evin tertip düzenini aksatmamamız başımızdaki köleci tarafından sağlıyor. Çok açıkça gördük ki kadınlar ezilmekte, ölüme mahkum edilmekteyiz, buna paralel olarak ezilenlerle yani en altta kalanlarla her daim el ele tutuşmak mecburiyetindeyiz. Patronlar krizden çıkış yolu olarak ilk elde kreş hakkını, sosyal, ekonomik, sağlık, emeklilik hakkını gasp ediyor. Böylelikle toplumsal üretimden uzaklaştırılmamızın yasal ve fiili koşulları oluşturuluyor.

“Üç çocuk doğurun/işinizden çıkıp evinize geri dönün” talimatlarına ilaveten giyim kuşamımız bahane edilerek de eve kapatılmaktayız. “Okuyamazsınız, ama karalara bürünüp oy depomuz olabilirsiniz”e kadar varan ötekileştirici her türlü muamele ustalıkla ve açıkça yapılıyor. Daha çok para kazanmak, daha iyi sömürmek için ilk önce kadın nüfusun eve tıkılması, sosyal hizmetlerin biz ev “kölelerine” bedavadan yaptırılması kapitalist sömürü düzeninin olmazsa olmazı. Buna direniyoruz. Ardı ardına gelen zamlar bizlerin yaşamını cehenneme çevirdi. Artık yeter diyoruz.

Dünyayı saran krizde pazarlık erkekler arasında yürütülüyor erkek egemenliği güçlendiriliyor.  Çünkü biz kadınların görünmeyen emeği kapitalizmin yeniden üretilmesine katkı sağlıyor. Temizlik, çocuk, hasta, yaşlı bakımı gibi ev/aile işlerine mahkum ediliyoruz. Ardı ardına gelen zamlar bizlerin yaşamını cehenneme çevirdi. Tencereleri doldurmakla sorumlu tutulan biz kadınlar ekmek, yeşil kart, “yardım” kuyruklarında tekrar tekrar mağdur ediliyoruz. Buna itiraz ve isyan etmekteyiz.

Geçen yıldan bu yana kadınlar olarak yaşadıklarımız ortada. Savaşta, sokakta, işyerinde, evde, okulda dışlanma, taciz tecavüz gündemimizden hiç düşmedi. İncitme, utandırma, taciz ve akla hayale gelmeyen yok etme mekanizmaları örgütlü erkek dünyasının vazgeçmediği araçları. Evler de bizim için hiç güvenli yerler değil. Evlilik içi tecavüz, ensest ve şiddetin mekanı ne yazık ki evlerimiz. Şiddete isyanımızda ise karşımıza ailenin kutsallığı çıkartılıyor. Ailenin erkeği, ya da diğer “erk”lerin tacizini, tecavüzünü, dayağını, baskısını yine “ailenin kutsallığı” gizleyerek görünmez ediyor.

Transeksüel kadınlar olarak ta biz: sağlık, eğitim, çalışmak ve hatta yaşamak gibi en temel haklarımızı kullanamıyoruz: Bütün sosyal alanlarda fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalıyoruz, öldürülüyoruz. Hatta yasalarda “nefret cinayetleriyle” ölüme mahkûm edilişimiz yer almamakta. Biz istiyoruz ki; LGBTT bireylere yönelik işlenen suçlar cezalandırılmalıdır. TCK’nin ayrımcılık yasasını düzenleyen maddesine “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ibareleri eklenmelidir. Güldünyaların Pippaların, Dileklerin katledilişinde ifadesini bulan ortak çığlıklarımızı artık herkes duymalıdır. Devlet haksız tahrik indirimi uygulayarak şiddetin faillerini, hatta katilleri koruyor, yasalar, mahkemeler, adli tıp kurumu dahi kararlarıyla kadınları “üzüyor”, Üzmezleri üzmüyor. Kadına yönelik şiddet bütün hayatı kuşatıyor, yaşamı burnumuzdan getiriyor.

Emperyalist erkek egemen güçler, krizden çıkış yolu olarak sürekli savaş ve şiddet politikalarını geliştiriyor. Biz kadınlar ve çocuklar Filistin’de ve Kürt bölgelerinde kurban olmaya devam ediliyoruz. Irkçılık, milliyetçilik ve şovenizmi kışkırtarak, zorunlu göç, asimilasyon, imha inkar politikaları bütün dünya kadınları olarak kimliğimizi işgal ederek inanılmaz boyuttaki yıkıcılığını sürdürüyor. Tarih boyunca militarizmin yarattığı savaş ve şiddet ortamları yoksulluğu işsizliği dayatıyor. Bu da kadın bedeninin metalaşması sonucunu doğuruyor. Askeri operasyonlarda ve Ortadoğu’da yaşanan katliamlar saydığımız sonuçlarıyla göz önünde ve halen sürüyor.

2009’un bu 8 Mart’ını yerel seçimlerin politik atmosferinde kutluyoruz. Yasalarda varolan görevleri dahi yapmayan yerel yöneticileri artık istemiyoruz! Uğradığımız şiddetle mücadelemizi destekleyen, kadınların söz ve kararını önceleyerek dikkate alan ve kadınları güçlendirmeyi amaçlayan politikaların hayata geçirilmesini istiyoruz. Kadın danışma ve sığınma evlerinin açılması taleplerimiz yasaldır ve muhakkak dikkate alınmalıdır. Bedenimiz ve cinselliğimiz üzerindeki, “namus” adı altındaki baskıya itaat etmemek, buna ait denetimi kaldırmak için isyandayız. Dünyayı değiştirmek için 8 Mart’ta cümleten alanlardayız.

Antalya’da Novamed Fabrikasında çalışan işçi kadınlar bir yıl boyunca grev yaptı, biz kadınlarla beraber bütün dünyayı ayağa kaldırdılar. Sendikalaşma amaçlarına ulaştılar. İstanbul Sefaköy Desa Fabrikası çalışanı Emine Aslan sendikaya üye olduğu için işten atılmıştı. Buna karşı yaptığı grevine hepimiz destek verdik ve hukuki mücadelelerin sonucunda işe iade davasını kazandı.. Fabrikalarda çalışmakta olan işçi kadınların sendika taleplerinde ve haklarını korumada yanlarında olarak gücümüze güç katmakta kararlıyız.

Herkese iş, iş güvencesi ve sendika hakkı kadar her işyerine ve mahalleye ücretsiz kreşler açılmasını da istemekteyiz. Çocuk bakımı, temizlik, yemek gibi kadınlara yıkılan ev/aile işlerinin sosyal devletin gereği olduğunun bilincindeyiz. Devletin bu devasa işi bize yükletiliyor ama yetkiye gelince esamimiz okunmuyor. Artık buna dayanamıyoruz, fena halde isyan ediyoruz. Devlete görevlerini hatırlatmak sırtımızdaki iş yükünü de devlete iade etmekliğimiz şart. Acilen hazine olanaklarının her yaştaki kadınlar ve özellikle yoksul kadınlara biran evvel tahsisi için ısrarlarımız durmayacak.

Bu dünya da biz de varız ve dikkate alınmalıyız: Filistinli, İsrailli, Iraklı, Kürt ve Türk kadınları el ele verdik, taleplerimiz hepimiz için. İşgalci kirli savaş politikalarını insanlık dışı ilan ediyor ve reddediyoruz. Halkların kardeşliğini büyütme isteğimizi 8 Mart’ta dünya aleme göstereceğiz. Bütün Ankara’daki kadınları dayanışmaya, mücadeleye ve başaracağımıza olan umudumuzu büyütmeye çağırıyoruz. Miting, Yürüyüş ve Stantlarımızda birlikte olmak yani dünyayı değiştirmek için 8 Mart’ta cümleten alanlardayız.

/ TİN



Etiket :


Yazdrlabilir Sayfa Yazdrlabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz






wom

UCSAN
  yemek
yemek

En Çok Okunan Haberler

KADIN / ERKEK Haberleri





TÜRKIYE'NIN HABER VE KÜLTÜR PORTALI
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Sayfa 0.234375 Saniyede Yüklendi.