|
|
||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||
TARHANA KOKULU EV
Melantis Edebiyat Dergisi'nde yazı ve şiirleri yayımlanan Sevgili Ömür Bingül'ün "Tarhana Kokulu" adlı şiirini şiirseverler için burada paylaşıyoruz. Kendisine başarılarının devamını diliyoruz.
Melantis Edebiyat Dergisi'nde yazı ve şiirleri yayımlanan Sevgili Ömür Bingül'ün "Tarhana Kokulu" adlı şiirini şiirseverler için burada paylaşıyoruz. Kendisine başarılarının devamını diliyoruz. Orada... O duvarları sarmaşıklarla kaplı, tarhana kokulu ev... Pencerelerinde sıra sıra sardunyalar, orkideler olan... Bahçede sebzelerimiz... Kümeste tavuklar... Sabahlarımız olacak seninle. Günaydınlarımız, çay simit... Bir kaç zeytinimiz... Kümesten alıp ellerinle kırdığın yumurta... Bahçeden taze, koparıp getirdiğin domates, biberimiz... Çıkrık sesi kuyunun... Halatın ucuna bağlı kovayla su çektiğimiz... Gökyüzümüz, güneşimiz, yağmurlarımız olacak seninle... Yeşil saçlı bir dere akışımız... Kuş ötüşleri ve bulutlarımız... O uçsuz bucaksız bozkırlarda uçurtma uçuran, yüzleri çilli, eylül bakışlı çocuklar... Kilomuzun yarıya düşeceğini sanacağız yine, tartılırken tartıda; bir ayağımızı kaldırdığımızda havaya... Sessiz sedasız batarken gümüş bir renge boyanan açık denizde güneşin, ıslanıp bir daha dünyamızı ısıtamayacağı endişesi korkutacak çocuk yüreğimizi... Deli taylar gibi koştuğumuz o toprak yol... Çıplak ayaklarımızı yakan sıcaklığı toprak ananın... Benzer bir anne sıcaklığına... O tren yolunda alacağız soluğu yine. Raylara koyduğumuz bozuk paraların üzerinden tren geçtikten sonraki haline kocaman gözlerle şaşırıp gülmek için... Sonra ayaklarımızla ezdiğimiz bir kola kutusuyla, maç yapacağız seninle... Hem gazozuna... Akşam olunca ezandan önce döneceğiz eve... Bakkal dönüşü o sıcak ekmeğin ucunu ısırarak... Maça papazından korkup, bütün iskambil kağıdı destesinden bir onu, halının altına saklayıp öyle uyuyacağız, her gece yatmadan önce... Tonton amcalarımız olacak seninle. Evlerinin önüne attıkları taburede oturmuş, güneşlenen. Yaklaşıp yanına hal hatır soracağız. İyi olduğunu söyleyecek kendine has şivesiyle. Ninelerimiz olacak sırtındaki küfesinde, taş ocakta pişireceği yemek için dağdan odun taşıyan. Ya o analarımız? Kucağında bebekleri, bir bezle bağladığı... O çobanlar ki koyun otlatır kırlarda, kavalının en efkarlı nağmeleriyle... Çimenler üzerinde zıplayan kuzularımız... Süt mü emer anasının memesine yapışmış, gözleri huzurla kapalı... Haziranlarımız, temmuzlarımız olacak seninle... Ağustos sıcağının altında, alınlarında boncuk boncuk ter, tarlalarda toprağı kazmalayan kadınlar. Kadınlarımız... Yürüyeceğiz seninle, denize doğru inen bir ayçiçeği tarlasının içinden... Akşam serinliklerimiz, bir sahil kahvesinde... İnce bellide dumanı tüten, tavşan kanı çayımız. Sokak lambalarımız, kaçamak öpüşlerimiz... Yıldız kaymalarımız olacak seninle... Mozartlarımız, Vivaldilerimiz; Farid Farjad ve akşam kızıllığında keman konçertoları... Ceketimi omuzlarına atacağım üşüdüğünde... Bir sabah erken, güneşin doğuşunu beklerken o tepede... Sait Faik çocuklarıdır mutlaka, o kokmuş manifaturacının ayağına fırça sallayan. Yağmurda çamurda, omzuna astıkları boyacı sandığıyla... Balıkçılarımız, o gün doğmadan açılan sandallarıyla serin sulara... İskelede, balıkçısının yolunu gözleyen kediler... Eğilip boynundan öpeceğim seni, köşe başındaki yoksul kemancı bir şişe şaraba çalarken şarkımızı... Fesleğen mi kokar avuçlarımız, usulca okşadığımızda ellerimizle, bir çocuğun saçlarını... Yoksul evlerindeki huzura benzer bir his saracak içimizi. Dallardan kiraz toplayışımız seninle... Dudağımızın kenarı böğürtlen lekeleri... Bir kavak ağacının gölgesinde, kavak yapraklarının ninnisiyle öğle uykuları... Bir tohumun filiz verişi gürültüyle, mimoza saatleri... Gece on ikilerimiz olacak seninle. Ay ışığımız olacak penceremizden habersizce giren, içeri. Ve sonsuzluğa kurulu saatimiz... Uzak denizlerde fırtınalar patlıyor belki de. Yıldırımlar düşüyor sahil köylerine... Yaprakta bir ağustos böceği, uzak bir kenti sayıklıyor düşünde... O zaman anlayacağız, aşkın aslında ateşli bir hastalık olduğunu... Duvarda asılı bir gaz lambasının ışığında, yatağa düşürdüğü zaman ikimizi... Ayrı yataklarda akarken, birbirine karışarak akıp giden iki nehir gibi... Aşka akacağız seninle... Ömür BİNGÜL
Bu habere toplam 2 yorum yazlmtr. . . [ 15.01.2010, 16:41 ]
''Masumiyeti bir aşkın,çocukluğumuzun gülen göz bebeklerinde saklı.. ve hiç bitmeyecek sevgili,ikimiz bu yer yüzünde varoldukça;aşkla..''
Bir sigara yaktım bu şiire,derin bir nefes çektim...feleğim şaştı. Üstad selamlar. Sibel UNR ÖZDEMİR [ 09.10.2009, 09:11 ]
Sevgil Ömür Bingül yüreğinize sağlık. Çok beğendim. Her keleimesi birbirinden güzel. Ve imrendim sizi keşke ben de bu kadar güzel yazabilsem. Kaleminiz hiç susmasın.
Yorumlarn tamamn okumak iin tklayn.
|
En Çok Okunan Haberler
SIZDEN SIIRLER Haberleri |
|||||||||||||||||
TÜRKIYE'NIN HABER VE KÜLTÜR PORTALI |
||||||||||||||||||