Hüsnü Mahalli’nin tutuklanması ardından Ayşenur Arslan “Medya Mahallesi” programında “paydos” dedi…

Türkiye isimli bu ülkede “erkek” geçinip esasında o kelimeyi hak etmeyen birçok gazetecinin (??) aksine ülkesini, ve insani değerleri, vicdanı, adaleti savunan bir “KADIN” gazeteci… Milyonların sesi gözü, kulağı ve hatta neredeyse umudu (CHP gibi siyasi parti benzeri kuruluşlar – sözde – varken) olmuş bir cesur yürek; HalkTV Medya Mahallesi Programının yaratıcısı, moderatörü, yorumcusu AYŞENUR ARSLAN bugünkü programında onu takip eden milyonları üzecek şekilde “bu mücadeleyi bıraktığını” yani bir nevi havlu attığını söylüyor. Nedenini de “Bu kadar anormallikler yaşanırken sözde buna karşı duyarlı insanlarımız klavye kahramanlığından öteye gidemiyorlar.. Ben de herşey normalmiş gibi davranamayacağım artık… En iyi haykırma belki de susmaktır bundan sonra” anlamına gelecek şekilde açıklıyor… Yani esasında bir bakıma “Ben burada yırtınırken – neredeyse tek başıma – ey ahali sizler ne halt ediyorsunuz bugüne kadar. Bundan sonra ben de yokum buyrun başınızın çaresine bakın. Müstahakınız budur işte” demeye getiriyor..


Haklı mı derseniz, bizce dibine kadar haklı. Bu “entel, demokrat, Atatürkçü – sorarsan dibine kadar hem de – geçinip de, bu kadar ukala, egoist, her haltı bilen ve de kompleksin zirve yaptığı bir AYDIN (??) kesim” olamaz, doğrusu. Şu anda baskısı altında “inlemeye” başladığınız (durun hele daha bu hiçbir şey değil) yönetim (ve o anlayış) pat diye ışınlanmadı. “Bu dünya görüşüne” sahip olan siyasi oluşum yüzde 20 oy aldığında bayram ediyorlardı insanlar… Pekiyi nasıl oldu da yüzde ellilere çıktılar ve Türkiye şu anda iki dudak arasına sıkışmış hale geldi? Bu soruya soruyla karşılık verelim; Kim idare ediyordu bu ülkeyi 2002 ye kadar, yani hangi görüş? “O da zor mu canım, tabii ki demokrat, seküler hükümetler”… O zaman bugün olanların zemini de hangi dönemlerde hazırlanmış, oluşmuş hele bir düşüneceksin.. ve de kabahatin yüzde kaçının kendinde olduğunu “İDRAK EDECEKSİN”… Evet, “büyüklük kompleksinden, yani kendini çok matah bir halt zannnetme yanılgısından” kurtulup bir daha düşüneceksin; “Biz ne hatalar yaptık da bugünlere geldik, bu altyapıyı – evdeki yüzde elli dahil en başta – cillop gibi hazırladık şu anda şikayet ettiğimiz düzen lehine” diye…

En basit örneği birkaç yıl önce seçimden evvel KILIÇDAROĞLU’nun (tamamen iyi niyetle ve işin vehametini belirtmek için) sarf ettiği “Tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz” sözleri üzerine kompleksine hakim olamayarak “Sen de kim oluyorsun bize öyle emir verecek. Oyumuzu CHP’ ye vermiyoruz işte, oy kullanmayacağım” gibi “beyinsizce, egoistçe ve de haince” bir davranış içine girerek tam aksine rakip partinin ekmeğine yağ süren “entel demokratları” bir hatırlayalım hele… Bunlardan ülkeye zarardan başka ne fayda gelir ki? Nitekim işte bu zihniyet, yani “gemisini yürüten kaptan, beni ısırmayan yılan bin yıl yaşasın” gibi çok bilgece halk deyişlerini düstur edinmiş olan ve her haltı (hem de daha doğru dürüst fikir sahibi bile olmadan) en iyi kendi bildiğini sanan bu zihniyet sayesindedir ki, bugün malum mengene gittikçe daha da sıkı hale geliyor…

İşte Sevgili Ayşenur Arslan’ da hiç ama hiç şüphesiz ki bu “acıklı” (ve hatta ümitsiz bile) durumun farkında olarak ancak bu kadar dayanabildi.. Öyle anlaşılıyor yani.. Üstelik de ona enerji vererek herşeye rağmen devam etmesini sağlayan Hüsnü Mahalli’ de içeri alınınca teller hepten koptu anlaşılan ve enerji kesildi..

Yine de buna rağmen o ekrandan kaçmaya (evet kendi için bile kaçmaya), diğer bir deyişle belki de kaderin kendisine yüklemiş olduğu misyonunu yok sayarak ona ihtiyac hisseden çok geniş   bir kesimi terk etmeye hakkı yoktu bize göre… Çünkü o da milyonların “yaşam” ve “dayanma” enerjisiydi adeta… Kusura bakmasın biz de bunu kabullenmiyoruz.. Kabullenemiyoruz… ve de GÜLE GÜLE “DEMİYORUZ” kendisine… Onu çok sevmemize rağmen.

 

Like it? Share it!