“Korkunun ecele faydası yok” demiş bir bilge vaktiyle… Bırakınız, AKŞENER’ de yarışsın.

Meral Akşener'in yeni partisinin genel merkezi açılıyor.

Haberlerde izliyor ve okuyoruz… Yeni parti kuruluş hazırlıklarına devam eden Meral Akşener, Ankara’da partisinin Genel Merkezi olacak binadaki inşaat çalışmalarını inceledikten sonra şunları söylüyor: “25 Ekim’de partiyi resmen duyuracağız. Bu program için anlaştığımız otel (ifadeye göre, Ankara Mariott) anlaşmayı iptal etti. Ayın 25’inde partimizi kuruyoruz. Hiç bir yer bulamazsak, bu binanın bahçesinde yapıyoruz yine de kuruyoruz. Gerekirse çadır kuracağız partimizi mutlaka ayın 25’inde milletimizle buluşturacağız”….  Kaynak: http://halktv.com.tr/husnu-mahalliden-cok-onemli-uyarilar-232074

Şimdi söz konusu otelin davranışının arkasında “Akşener’e hangi şekilde olursa olsun destek vermekten katiyetle kaçınılması hususunda” bazı uyarılar (???) almış olabileceği ihtimalinden dem vuruluyor bu ifadede şüphesiz ki. Benzerleri ve daha bariz olanları referandum öncesindeki süreçte de yaşandı ve Akşener (ve diğer arkadaşlarının) ve hatta CHP’nin bile yoluna engeller koyma adına bugün için güce sahip olan kesimden müdahaleler (dolaylı da olsa) geldi… Çoğumuz da bunu üzülerek izledik. Bugün ise hala aynı stratejinin devam ettirildiğini yine üzülerek görüyoruz.

“Korkunun ecele faydası yoktur” darbı-meseli anlamlı ve bilgece bir ifadedir. Başımıza bir şey geleceği olasılığını düşündüğümüzde korkar panikleriz ve de çoğunlukla bu bizi yanlış davranış biçimlerine sürükler. Neticede zararımız/kaybımız hatta daha da büyük olabilir. Aslında yapmak gereken ise korkuya rağmen “eceli” (yani başımıza gelmesi muhtemel olan) değiştirebilecek “akılcı” tedbirleri sakin bir şekilde ve uzun vadeli düşünerek almaktır, ileride geri tepip bize zarar vermeyecek cinsten hem de… Bu anlatıma uygun örnekleri kendi hayatımızda da yaşamışızdır çok kereler (bazılarımız bunun farkında olmasa da belki) hatta birçok kez bütün ülkeyi ilgilendiren olaylarda bile şahit olmuşuzdur.


Örnek mi istersiniz? Hemen akla gelen iki tanesini söyleyelim; 1980 ihtilalinden sonraki Evren döneminde tekrar genel seçimlere girerken Evren’in ısrarla yaptığı “şu partiye oy verin” işaretinin geri teperek, vatandaşın tam aksine ANAP’ı tercih etmesi ve Özal’ı başa getirmesi gibi. Diğer örnek de yıllar sonra Ak Parti’nin kazandığı seçimi takiben Erdoğan’ın yasaklı durumunda olmasına rağmen neticede yasağının kalkması ve sonrasında ülkede siyasete tamamen hakim olma durumu…

Görüldüğü gibi, bir olasılıktan korkarak, “gelecek olana” engel olamıyoruz genellikle ve bu üstelik de tam aksi bir tesir yaratıp olmasını istemediğimiz olayı daha da çabuklaştırabiliyor, gelişini güçlendirebiliyor. Belki “korkuyla” koyduğumuz engeller geçici olarak işe yaramış gibi görünebilir, ama suyun akışını değiştirmek çok zor olacaktır sonunda mutlaka. Örneğin, “Baykal olmasaydı Erdoğan şimdi burada olmazdı..” filan gibi tespitlere biz hiç katılmıyoruz. Zira o gün olmasaydı bir müddet sonra yine olurdu, çünkü o DİNAMİK orada hazır bekliyordu, oluşmuştu çoktan. Kendisini başbakanlığa taşıyan güç yıllar boyu yapılan ihmaller, kötü yönetimler, din baskısı vs sonucunda halk nezdinde oluşmuştu. Tabii ki “malum” müttefiklerimiz de arkadan “azıcık” itivermişlerdir “Ilımlı İslam” Projelerinin suyu hürmetine… Hiç şüphe yok her türlü altyapı ve desteği sağladıkları hususunda. Ama işte bunların karşılığı halk nezdinde hazırdı zaten.

Hatta en son ve taze örnek de, Akşener’ ile Bahçeli arasında cereyan eden olaydır. Bahçeli herkesin de yakından izlediği ve bildiği üzere partide büyük çoğunluk tarafından istenen Meral Akşener’in gelişini engellemek için yine herkes tarafından ibretle görüldüğü üzere iktidarın bire bir müdahalesiyle normal süreci tıkamış ve Akşener’i de partiden ihraç etmiştir. Ya sonra? Şu andaysa aynı Akşener çok daha kuvvetli olarak ve yeni bir parti çatısı altında üstelik bu kişinin (tabii esasında başkalarının) karşısına dikilivermiştir. Yani korku ecele fayda etmemiştir.

Dolayısıyla üstelik de vaktiyle bunlardan bizzat “mağdur olmuş” ve bunları her vesileyle yelkenlerini yeniden doldurmak için halkla paylaşan bir yönetimin şimdi aynı yola tevessül etmesi, seçimdeki olası rakibini parmaklıklar arkasına bile gönderse ancak ve ancak geçici çözüm olabilecek ve o rakibi üstelik kat be kat daha da kuvvetli olarak karşısına dikilecektir. Neredeyse doğanın gereği “hiç yolu yoktur” bunun.

Dolayısıyla Meral Hanım’ın halkla (ve çoğu da olası seçmenidir) paylaştığı üzere ve referandum öncesinde de sıklıkla izlediğimiz gibi, “YOLA TAŞ KOYMA” teşebbüsleri sürekli Akşener’e puan kazandıracaktır. Böyle bir potansiyele sahip bir siyasi rakibin yükselişini önlemenin yolu, onu “neredeyse” fiilen engellemeye çalışmak değildir ve olamayacaktır, sonuçta.

Böyle bir siyasi rakibin yükselişini durdurma yolu, tekrar hukukun üstünlüğü, “gerçek” adalet ve defalarca bizzat iktidar sahipleri tarafından ifade edildiği üzere “ileri demokrasi” prensiplerinin “hakkıyla” ve objektif olarak uygulanmasından geçecektir. Tabii ki “gerçek şeffaflık” prensibini de unutmayarak ve tek kişi yönetimi hedefinden de feragat ederek. Ancak bu şekilde bugüne kadar kaybedilen oylar  varsa eğer onların geri dönme olasılığı belirecektir ufukta.

Diğer alternatifin sonu yoktur. Bunu biz söylemiyoruz, dünya tarihi söylüyor,  yine söyleyecektir. Yaşayıp, yine görürüz hep birlikte mutlaka.

Like it? Share it!