Yaklaşan referandum.. Başkana verilecek yetkiler ve “Hubris Sendromu” tehlikesi


Referanduma haftalar kala “tek adam” yönetiminin getirebileceği tehlikeler milletin oldukça önemli bir kısmına kabus gibi görünmeye devam ediyor. Bu arada Azerbaycan’da meydana gelen gelişmeler umut edilir ki ülkemizde beynini kullanma zahmetinde bulunmadan gözü kapalı bazı tercihler kullanan vatandaşlarımızın gözlerini ve beyinlerini açmaya yardımcı olacaktır – kısmen de olsa yani. Neydi o ilginç gelişme? İlham Aliyev Eşini “PAT” diye (aynen de öyle) başkan yardımcısı yapıverdi, kimseye danışma, sorma ihtiyacını hissetmeden. İşte soru şu oluyor bu durumda; “Allah korusun yarın öbür gün – esasında bugün – ülkemizde de benzer vakalar yaşanabilir mi?” İşte tam da bu noktada özellikle siyasi alanda edinilecek aşırı gücün (iktidarın) nasıl tehlikeli olabileceği konusunda bir fikir sahibi olabilmek için aşağıdaki yazıya bir göz atmakta fayda var. Mutlaka okuyalım ve paylaşalım

Hubris (Kibir) Sendromu Nedir?

Brain Dergisinde yayınlanan makaleye göre,demokratik ülkelerde tekrarlayan seçim zaferleri liderlerin Hubris Sendromu’na yakalanma olasılığını arttırıyormuş. Hubris Sendromunun diğer bir adı Kibir Sendromudur. Genelde siyasetçilerde görülen bu hastalık “TANRISAL EGO” olarak da biliniyor.


İlk kez, Psikiyatrist David Owen ve Jonathan Davidson tarafından dile getirilen bu sendrom, 2010 yılında tıp dünyasının önemli dergilerinden biri olan Brain’ de yayınlanmış. David Owen ve Jonathan Davidson’a göre  sendrom bir “güç zehirlenmesi” ve diktatörler Hubris Sendromuna özel bir eğilim taşıyor.

Demokratik ülkelerde, tekrarlayan seçim zaferleri liderlerin Hubris Sendromu hastalığına yakalanma olasılığını arttırıyormuş. Bu hastalarda; kriz dönemleri, savaşlar ve ekonomik felaketler daha fazla kibire yani hubrise neden oluyormuş. Makaleye göre bu hastalığa yakalanan bazı siyasetçileri sayarsak; Oğul George W. Bush, Tony Blair ve Margaret Teacher.

Araştırmaya göre bu konuda tanı koyabilmek için aşağıdaki sayılan 14 dört bulgudan, 3 veya daha fazlası bir liderde mevcutsa; o kişi hasta demektir:

-Dünyayı, güç kullanımı yoluyla kendini yücelteceği bir yer olarak görür.
-Öncelikle kişisel imajını geliştirmek amaçlı hareket etme eğilimi vardır.
-Görüntüsü ve ifadeleri ile orantısız bir endişe içindedir.
-Mevcut faaliyetleri ile ilgili konuşurken, bir mesih gibi yücelme eğilimi taşır.
-Kendisini ulus veya kuruluşla bir tutar.
-Konuşmalarında kraliyet ailesine özgü bir “biz” ifadesi kullanır.
-Aşırı özgüven gösterir.
-Kendisi için öteki olan grubu açıkça hor görür.
-Diğer insanlar ya da iş arkadaşları gibi sıradan bir mahkemeye değil de sadece tarih
ya da Tanrı gibi bir     üst   iradeye karşı hesap verebilir olduğu duygusunu taşır.

-O üst iradenin yargılamasında, haklı olacağına dair sarsılmaz inancı vardır
-Gerçeklik ile bağı kopmuştur.
-Pervasız, tezcanlı, vesveseli, huzursuzdur, dürtüsel eylemler sergiler.
-Uygulamaların, sonuç ve maliyetlerinin dikkate alınmasını önlemek için, uygulamalarını ahlak,
dürüstlük hakkında “geniş tasavvurlarına” dayandırır.

-Aşırı özgüven, işlerin ters gidebileceği düşüncesinden yoksun, uygunsuz politikalar oluşturmasına neden olur.

İşte bu bilgileri edindikten sonra bir kere daha düşünmekte fayda var; Acaba “tek adam yönetimine” evet mi hayır mı demeli? KARAR SİZİN.

KAYNAK: MEDYA

Like it? Share it!