Türkiye nereye doğru gidiyor? Bir de Selin S. Böke’den dinleyelim

by admin | Pazartesi, Kas 21, 2016 | 327 views

CHP-SELIN-BOKE-2

İktidarda olan partinin “yiğitlikten pek taviz vermeyerek” (?) durumlar normalmiş gibi gösterme gayreti hilafına özellikle ekonomik durumun hiç de parlak olmadığını CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Böke’nin ağzından dinleyelim bir de. Selin Hanım aynen şöyle diyor;

“Bu ne 1994’e ne de 2001’e benzemiyor

İlk kez Türkiye’de ekonomik OHAL yaşandığını, Türkiye’nin bir ekonomik krizin eşiğinde olduğunun altını çizmek ve kamuoyunu aydınlatmak için sizlerle bir aradayız. Tek adam rejiminin çılgınlığı devam ederse eşiğinde olduğumuz bu real sektör krizi, hızla ve kolaylıkla bir mali krize ve takip eden bir bankacılık krizine dönüşebilir durumda. Bu ne 1994 krizine ne 2001 krizine ne de 2009 krizine benzemiyor. Bu bir real sektör krizi. Bugün göstergeler bize aynı şeyi söylüyor. Son haftalarda yaşıyor olduğumuz bu durum, ne yazık ki hükümetin söylediği gibi geçici değil. Bunu sadece siyasi kimliğimle söylemiyorum. Bunu hayatını ekonomistliğe adamış mesleğini konuşan bir insan olarak sizinle paylaşıyorum. Kafasını kuma gömenler çok geç olmadan kafalarını o kumdan çıkartmalılar. Geçtiğimiz hafta açıklanan işsizlik verileri Türkiye’de yeni bir rekora işaret ediyor, işsizlik yüzde 11, 3’e ulaşmış. 3 milyon 493 bin kişi, çalışmak istiyor, iş arıyor ama bulamıyor. 2 milyon 514 bin kişi, iş dahi aramıyor.Türkiye’de 6 milyon 7 bin kişi çalışmaya hazır. Türkiye bununla son 6 yıllık işsizlik rekorunu kırıyor. Sdaece yarım milyon kişi bu yıl işsiz kalmış.


OHAL’in uzatılması siyasi risk yaratıyor. Ekonomimizi boğuyor. Türk lirasındaki en büyük değer kaybının yaşandığı günlere baktığınızda sorunun ne olduğu çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor. En büyük değer kaybı başkanlık tartışmasının alevlendiği gün yaşanıyor. En büyük değer kaybı AB ile, batı ile iplerin gerildiği gün yaşanıyor. Türkiyenin en büyük riski AKP iktidarının ta kendisidir. Hükümetin iddia ettiği gibi mesele Amerika’da yaşanan seçimler değil. Öyle olmadığının en büyük göstergesi, Türk lirası’nın kendisine benzeyen para birimlerine kıyasla daha çok değer kaybediyor olmasında gözüküyor. Kendisine benzeyen para birimlerinin 2 katı kadar değer kaybediyor. Türk Lirası’nın bu değer kaybı cebinizde dolar olsa da olmasa da hepimizi fakirleştiriyor. Türkiye’nin kısa vadede ödemesi gereken, 167. 8 milyar dolarlık bir borcu var. Bu borç hepimizin. Şirketler borçlu, dolayısıyla o şirkette çalışan işçiler de o şirketin borcuna ortaklar. Bu borç Türkiye’nin . Bu borç Türk lirası değer kaybettikçe çok daha pahalı. 2016’nın başında ödememiz gereken toplam borcun TL değeri, 493 milyar liraydı. TL’nin değer kaybıyla bugün ödememiz gereken borcun değeri, 570 milyar TL.

Türkiye’ye para gelmiyor. Hatta gelen para çıkıyor.Çıkamayan çıkmak için fırsat kolluyor. Musluklar kurudu. Türkiye’nin dış finansman ihtiyacı, yıllık 200 milyar doların üzerinde. Finasman ihtiyacı arttıkça, üstelik finasman bulmanın zorlaştığı bir dönemde arttıkça, TL’nin değer kaybı artacak ve hızlanacaktır. Kaynak gelmeyince ekonomik sistem duruyor. Sadece musluklar kurumuyor, Türkiye’de ki para da tedirgin. Bu eğilim AKP’nin isteyerek kurduğu bir düzenin sonucu. Finansal piyasalarda zorluk dövizle sınırlı değil, geçtiğimiz haftalarda devlet borçlanmak üzere piyasaya gitti. Kendi kağıtlarına Türkiye Cumhuriyeti Devleti müşteri bulamadı. Geçen hafta yapılan hazine ihalesinde, hazinenin kapısını çalan olmadı. Sonunda hazine borcunu kamu bankalarına sattı. Üstelik son zamanlarda ödemediği kadar yüksek faizden. Bankalar zor durumda değilmiş gibi bir tablo çiziliyor ama, bilançolarında görünenin çok ötesinde riskler taşıdıklarını artık herkes biliyor.”

Ekonomiden biraz anlayanlar bu tespitleri okuyunca sanırız durumun ne kadar ciddi olduğunu kavrayacaklardır. Anlamayanlar da anlayan ve ama tarafsız (gerçekten biat etmemiş tarafsız beyin) ve bilgi sahibi güvenilir insanlara danışıp durum hakkında bilgi sahibi olabilirler – yukarıda anlatılanların ışığı altında…

Pekiyi, bu ülkede “herşeye karışan, ondan izin almadan neredeyse kuşun bile uçmadığı” malum iktidar sahibi kişi bunlardan haberdar değil mi? O zaman bir soru daha soralım; “Başkanlığı ne yapıp yapıp bir an önce getirme telaşı” tam da bu sebepten olmasın. Yani insanlar karmaşa ve krizde birbirini yemeye başladığında “kimse başını kaldırıp da gık bile diyemesin” diye olmasın bu telaş…?

Allah Türkiye’yi önündeki melanetten korusun (nasıl olacaksa bu kafa ve niyetle) ….

Like it? Share it!

Leave A Response

*

code