Türkiye’nin borçları azaldı mı?

by admin | Salı, Tem 23, 2013 | 1168 views

IMFTürkiye’nin IMF’ye olan borcunun 421 milyon dolarlık son taksidi, tek tuşla sıfırlanmıştır. Hazine’nin talimatıyla Merkez Bankası, son taksit tutarını IMF hesaplarına elektronik olarak transfer etmiş ve böylece Türkiye, 19 anlaşmadan sonra IMF’ye tek kuruş borcu olmayan bir ülke olmuştur. Elbette bu durum Türkiye için güzel bir gelişmeyken buzdağının altı biraz daha dikkatli bakmamız gereken ekonomik verileri içermektedir.

Türkiye’nin IMF’ye olan borcunun 421 milyon dolarlık son taksidi, tek tuşla sıfırlanmıştır. Hazine’nin talimatıyla Merkez Bankası, son taksit tutarını IMF hesaplarına elektronik olarak transfer etmiş ve böylece Türkiye, 19 anlaşmadan sonra IMF’ye tek kuruş borcu olmayan bir ülke olmuştur. Elbette bu durum Türkiye için güzel bir gelişmeyken buzdağının altı biraz daha dikkatli bakmamız gereken ekonomik verileri içermektedir.

Meseleye bu açıdan bakıldığında IMF’ye olan borcumuz sıfırlanmıştır ancak kamu borcumuz son 10 senede oldukça yükselmiştir. Türkiye’nin tek borcu IMF’ye olan borcu değildir. Neticede borç stoğu kavramı hem dış hem de iç borç tutarını kapsar. Eğer tüm borçları sıfırladık, dış borcu azalttık derseniz, toplum, hiç borcumuz yokmuş gibi algılar. Bu da kamuyu eksik bilgilendirmektir. İç borç her ne kadar kol kırılır yen içinde kalır mantığıyla değerlendirilse de devletin kamuya olan borcunu ödeyememesi de iflas sebebidir. Bu konuda en iyi örnek Osmanlı Devleti’dir. 1875’te moratoryum ilan ettikten sonra 1881’de kurulan Düyun-u Umumiye Osmanlı borçlarını yapılandırmaya çalışmış ve çok yüksek faiz oranlarıyla kredi kullandırtmıştır. Buna bağlı olarak dış borç öncesi çıkartılan Esham-ı Cedidler yani iç borçlanma senetleri zaten ödenemediği için dış borçlanma ihtiyacı hissedilmiş ve borç yönetimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı.[1] Bunlara ek olarak Türkiye Cumhuriyeti borç yükünü devralarak devamlılık sağlamaya çalışmış ve Osmanlı’dan kalan borcun son taksidini de 1954 senesinde ödemiştir.

IMF ile imzalanan 19. stand-by anlaşmasının Mayıs 2008’de sona ermesinin ardından girilen yeni dönem, kamuoyunda oluşan algının aksine “Türkiye’nin artık borçsuz bir ülke” olduğu anlamına gelmemektedir. 2002 yılında IMF’ye olan 22 milyar dolarlık borç sıfırlanırken, aynı tarihte devletin IMF dışındakilerle birlikte 64.5 milyar dolar olan toplam dış borcu, 2012 sonu itibariyle 103.1 milyar dolara ulaşmış durumdadır. Merkez Bankası’nın 7.7 milyar ve özel sektörün 226 milyar dolarlık borcuyla birlikte Türkiye’nin toplam dış borcu ise aynı dönemde 129.6 milyar dolardan 336.9 milyar dolara çıkmıştır. 2002-2012 döneminde Merkez Bankası’nın dış borcu 22 milyar dolardan 7.7 milyar dolara gerilerken, kamunun dış borcu yüzde 59,8 oranında net olarak 38.6 milyar dolar artmış; özel sektörün dış borcu ise yüzde 425 oranında net olarak 183 milyar dolarlık rekor bir artış kaydetmiştir. Toplam dış borç stokunda on yılda yüzde 160 oranında 207 milyar dolarlık bir büyüme yaşanmıştır. Başka bi ifadeyle son 80 yılda oluşan borç stoku 100 kabul edilirse, son on yılda buna 160 daha eklenmiştir. Bu gelişme, IMF’ye borcu sıfırlasa da kamunun toplam dış borcunun büyümeye devam ettiği, toplam ülke dış borcunun da yüksek bir hacme ulaştığını göstermektedir.

AKP’nin 10 yıllık iktidarı döneminde kamunun rekor borç artışı, büyük oranda piyasadan yapılan iç borçlanmalardan kaynaklanmıştır. Bu dönemde özel sektör dışarıdan, devlet ise özel sektörden borçlanmıştır. Yoğun sıcak para girişlerinin reel döviz kurunu düşürmesinin de etkisiyle özel sektör çok yüksek oranlarda dış borç almış, aşırı bir kur riski üstlenmiştir. Dışarıdan yüklü borçlanmalara giden banka ve finans kuruluşları ise bu fonları, iç borçlanma ihalelerinde devlete satmış, özel sektörün dış borcu ile kamunun iç borcu paralel biçimde hızlı bir büyüme göstermiştir.


http://www.21yyte.org/assets/uploads/images/tablo.jpg
Kaynak: http://evds.tcmb.gov.tr/cbt.html adresinde bahsi geçen dönem için veriler hazırlanmıştır.

Kamunun 2002 yılında 155.2 milyar TL olan iç borç stoku, yüzde 163 oranında net olarak 253 milyar lira büyüyerek 2012 sonunda 408.3 milyar liraya yükselmiştir. Aynı dönemde kamunun dış borcunun TL karşılığı da 102 milyar liradan 154.6 milyara yükselmiştir. Böylece kamunun iç-dış toplam borcu 2002-2012 döneminde yüzde 119 oranında net olarak 316 milyar lira büyüyerek 563 milyar liraya yükselmiştir. Yani Cumhuriyet’in ilk 80 yılında devletin 257 milyar lira olan toplam borcuna, son on yılda 316 milyar lira eklenmiştir.

2002 – 2012 döneminde en hızlı artış hane halklarının borçluluğunda yaşanmıştır. Son 10 yıldır uygulana ekonomi politikaları çalışan kesimlerin reel alım gücünü geriletirken, halk borçlanarak tüketmeye özendirilmiştir. Geliri artmamasına rağmen, finans sektörünün imkanlarıyla eskisinden çok daha fazla tüketmeye alıştırılan halka sanal bir refah yaşatılmıştır.  Bankacılık kesimi yurt dışından, vatandaşlar da bankalardan borçlanmaya teşvik edilmiştir. “Yüksek faiz-düşük kur” politikasını dünyadaki en yüksek reel faizi vererek uygulayan hükümet, bankaları zenginleştirirken, vatandaşı tüketici kredisi ve kredi kartlarına mahkum etmiştir. Tüketici kredileri ve bireysel kredi kartları ile yapılan borçlanma 2002-2012 döneminde tam 38 kat büyüyerek 6.4 milyar liradan 255 milyara yükselmiştir. Tüketici kredilerinin 2002 sonunda sadece 2.2 milyar TL olan bakiyesi 2012 sonunda 185.9 milyar liraya, kredi kartlarındaki borç bakiyesi de 4.1 milyar liradan 68.8 milyar liraya yükselmiştir.

http://www.21yyte.org/assets/uploads/images/2(1).jpg
Kaynak: TUİK, Hane Halkı Endekslerinden türetilmiştir.  http://www.tuik.gov.tr

Bir de rezerv meselesine bakalım. Merkez Bankası rezervlerinin kısa vadeli dış borçları karşılama oranı 2002 sonu itibariyle yüzde 169 düzeyindeydi. Diğer bir ifadeyle Türkiye’nin her 100 dolarlık kısa vadeli dış borcuna karşılık, Merkez Bankası’nın kasasında 169 dolarlık döviz rezervi bulunuyordu. Aynı tarihte toplam rezervlerin kısa vadeli dış borç ve cari açığı karşılama oranı da yüzde 163 düzeyinde bulunuyordu. Merkez Bankası’nın altın ve döviz rezervlerinin kısa vadeli dış borçları karşılama oranı 2012 yılının sonu itibariyle yüzde 116.6’ya; cari açıkla birlikte toplam yükümlülüğü karşılama oranı ise yüzde 80.8’e indi.

Bir ülke için olumlu bir gelişme olan rezervlerdeki artış, o ekonomi için güveni artırıp, kırılganlığı azaltıcı etki yapar. Türkiye’nin rezervlerinin de son on yılda hızlı bir artış gösterdiği aşikardır. Ancak, rezerv artışının ne şekilde gerçekleştiği, yani kaynağının ne olduğu büyük önem taşımaktadır.

Harcadığından daha fazla döviz kazanan ekonomilerin ödemeler dengesinde ortaya çıkan cari işlemler fazlası kaynaklı rezerv artışı, bu ekonomiler için sağlıklı bir gelişme niteliğinde olsa da Türkiye gibi dış açık veren, yani harcadığından daha az döviz kazanan bir ekonomide, yabancı sermaye yatırımları da yeterli değilse, net borcu artırmadan rezerv artışı gerçekleşemez. Başka bir ifadeyle dış açık veren ekonomide rezerv artışı, bununla paralel biçimde dış borcun da artması anlamına gelmektedir. 100 milyar dolara ulaşan mevcut rezervlerimizle övünmek bankadan kredi çekip mevduat hesabına yatıran tüketicinin rasyonel olmayan övünmesinden başka birşey değildir.[4]

Yukarıda izah edilmeye çalışılan husus; ekonomik verilerin eksik yorumlanması durumunda farklı tabloların ortaya çıkabileceğini biraz daha netleştirmektir. Elbetteki borçlarımızı ödemek ülkemiz için iyi bir gelişmedir ancak bu borcu öderken sanki başka borcumuz kalmamış gibi bir hava estirmek ve mevcut artışların kaynağını ifade etmeden sadece sonuçlarını aktarmak toplumu yanlış bilgilendirmek demektir. Günümüzde herkesin ekonomist olduğu da dikkatlerden kaçmazsa ekonomi yorumları her nerede yazılıyorsa biraz daha dikkatli okunmalıdır. 2002 – 2012 yılları arasındaki, yazıya konu dönemde, özelleştirmelere değinilmediği de dikkatlerden kaçmasın. Cumhuriyet tarihinin bütün kazanımları kamuya yük oluyor diye yine bu dönemde satılmış ve gelirleri de hükümet için bir iç kaynak oluşturmuştur. Bunlara ek olarak Osmanlı’nın sonunu tekrar okumalı, ekonomik krizin ve sistemdeki değişikliğin Osmanlı’yı nasıl bir çıkmazın içine soktuğu iyi irdelenmelidir. Neticede iç borç da borçtur. Müteşebbis devletten daha güçlü olamayacağına göre verdiği borca faiz işletecek ve er ya da geç bir gün geri ödenmesini isteyecektir.

28.05.2013
Dr. BAHAR AŞÇI
KAYNAK: http://www.21yyte.org

NOT: Dr. Bahar AŞÇI Hanıma bu çok değerli yazısından dolayı TEŞEKKÜR EDERİZ.

Like it? Share it!

Leave A Response

*

code