Yazar Ertuğrul Erdoğan ile Söyleşi

by admin | Perşembe, Mar 20, 2014 | 1179 views

ertugrul-erdogan-minik-oyku

Birçok yazarın çok çeşitli eserler sunduğu günümüzde ERTUĞRUL ERDOĞAN adının yavaş yavaş daha geniş çevrelerce benimsendiğini görüyor ve seviniyoruz. Bizim en önemli tespitlerimizden biri de kaleminizin gerçekten de son derece bağımsız, yurtsever ve dürüst olması. Ayrıca, insan kalitesine oldukça sık değiniyorsunuz. Onun için bize bu röportaj olanağını verdiğiniz için öncelikle teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.  Evet,  yazan bağımsız olmadığı, gerçekleri özgürce yazmadığı ve kalemini sansüre alıştırdığı sürece,  o kişi yazanlıktan çıkmış,  laf salatalığından başka bir şey yapmıyordur. Günümüzde özellikle basının üzerine gidilmesi sonucunda kovulan ve geriye kalan yazanlarca da sipariş usulü yazanların olduğunu hepimiz biliyoruz.  Halkın ve dünyanın önemli sorunlarını gazete patronlarının ve iktidarın korkusuyla gizleyen ve iktidara yalakalık yaparak onların istediği doğrultuda yazanlar,  toplumun önemli sorunlarını görmek istemedikleri için bizlerde bu boşluğu her ne pahasına olursa olsun doldurmaya çalışıyoruz.

Çok kısaca kendinizi (hikâyenizi) anlattıktan sonra, Ertuğrul Erdoğan parçası olduğumuz topluma baktığında neler görüyor? Toplumda en çok neler rahatsız ediyor kendisini?

Atamız, bir şeye ihtiyacımız var, o da; “çalışkan olmak” sözünü benimserim. Erken yaşlarda hem okudum, hem de çalışma hayatı içindeydim.  10 yaşında kitapların içinde babamın kurduğu “Doğan Yayınevi ve matbaamızda hayatı öğrendim.  Kitaplarını bastığımız Fikret Otyam, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Sevgi Soysal ve daha birçok yazarın babamla yaptığı sohbetleri dinleyerek büyüdüm. Matbaamızda işçi oldum, ve matbaanın bütün dallarını öğrenip, altın bileziği koluma takıp, yayınevimizin kapanmasının ardından Ordu’da Mahalli Gazetecilik yanı sıra  gazeteci arkadaşımın vefatı sonrası onun anısına yazdığım bir yazımın yönetmenimiz tarafından beğenilmesi üzerine,  teklif edilen Tercüman ve Akajans’ın Ordu muhabirliğini iki yıl yaptım. Daha sonra çok sevdiğim meslekten ayrılıp, PTT’de 28 yıl çalışıp emekli oldum. Şunu söyleyebilirim; “2 yıl gazetecilik yaptım 28 yıl gibi yaşadım, 28 yıl memurluk yaptım 2 yıl gibi yaşamadım!”  Evliyim, Allah’a emanet bir oğlum ve içimde sönmeyen bir Atatürk sevgisi var.

Topluma baktığımda neler görüyorum? Güzel bir soru. Şöyle sabah evinizden çıkın ve akşam yine evinize girinceye,  hatta kafanızı yastığa koyuncaya kadar neler görmüyoruz ki!  Trafik ihlalleri yapan insanlarımız, gergin insanları,  trene veya toplu taşım araçlarında birbirine aval aval bakıp kitap, gazete okumayanları.  Gençlerin ellerinde düşmeyen telefonları, iş yerine gittiğinizde bir şey hakkında donanımlı olmadığı halde her konuda ahkam kesenler, makam alıp, kendisini padişah zanneden yöneticiler mi dersiniz. Yani her çeşit insan bulabilirsiniz. Ve en kötüsü de maskelere bürünüyoruz gün boyu. Bir tarafta yalaka bir yüz, bir tarafta üçkâğıtçı, rüşvetçi, devleti ve çevresini soyanlar mı dersiniz! Yani ne ararsanız var. Akşam eve geldiğinizde diziler ardında zaman öldüren, hatta misafirliklerini buna göre ayarlayan ve bir araya gelen misafirliklerde ise hiç konuşulmadan dizi ve maçlara takılan insanların absürtlüğü… Ve haberlerde, kadın ölümleri, savaşlar ve politikacıların yalan dolanları…  İşte bu gördüklerim de beni rahatsız ediyor.

Yazılarıyla topluma nasıl bir katkıda bulunmak istiyor? Böyle bir “misyon” görüyor mu kendinde?

Elbette, ben öncelikle toplumun yalnız okur-yazar olması dışında, kültüre önem vermesini, her türlü kitabı okumaktan korkmamasını öğrendiğinde, işte o zaman bir ülkede her şeyin daha farklı olacağını düşünenlerdenim. Yazanlar, sanatçılar toplumu daha farklı yönlendirmelidirler.  Günümüz dünyasında 700 bin insanın okur-yazar olmadığı tespit edilmiş, bu çok büyük bir rakam!  İnsan dünyaya bir kere geliyor ve bunu da dolu dolu yaşamalıdır. İktidarların da görevi bu olmalıdır. Ancak maalesef büyük şirketlerin dünya insanını meta olarak görerek yaptığı hırs ve elinde topladığı sermaye sonucu ve başka insanların yaşadığı ülkelerin kaynaklarına göz koymalarıdır sorun olan. İnsanlar,  yaşam haklarını savaş veya olumsuz olaylarda maalesef kaybetmektedir. Yani aslında yapılan dünyanın her ülkesinde;  “Kral ve köle”lerin savaşıdır.   Ben tıpkı “Denizyıldızı” hikâyesinde olduğu gibi;   “bir kişi, bir kişidir” savıyla, özellikle hakları elinden alınan ve ezilen ve kültürden yoksun bırakılan insanların aydınlanması için yazılarımla mücadele vermeyi kendime misyon olarak görüyorum.

En çok neler yazarken keyif alıyor? Belirli bir tarz tercihi var mı kendisine yakıştırdığı veya işte bu benim dediği?

Dünya ve toplumsal sorunları hicivleştirerek yazarken bu birilerine veya o olumsuzluğu yaratan iktidarlara mesaj vermekten keyif alıyorum. Bu keyifte görevimi yerine getirmekten kaynaklanıyor. Örneğin; bir parti seçim bildirgesinde şunu şunu yapacağım diye vaatlerini yazmış, ancak yıllar sonra ben bunun böyle olmadığını,  yaptığım araştırmalarda ortaya koyduğum verilerle açıkladığımda bundan büyük keyif alırım. Yani okura gerçekleri sunmaktan mutlu olmak anlamındadır bu keyfimde. Aslında öykü yazmayı ve öykünün içindeki kurgularımla okuyucuyu düşündürmekten de keyif alırım.  Okuyucunun kafasını karıştırmadan ona beklentilerini vermek ve yazdıklarını bir film izler gibi okumasını sağlarsam,  işte bu benim tarzım diyebilirim ve öylede yazıyorum.  Hiçbir yazanın benzeri de olmak istemem, bir yazana özenmek veya onu taklit etmek değil, hep kendi tarzım olma yolunda çalışmalarıma devam etmekteyim.

Sizce bir yazarın topluma karşı ne gibi sorumlulukları olmalı? Yazarlarımıza baktığınızda bu açıdan neler görüyorsunuz?


Yazar toplumun sorunlarını dile getirmeli, bir tarafta kadınlar şiddet görürken, savaşlarda milyonlarca insan ölürken, insanlar dinle, şirketçe, siyasetçe kandırılıp değerleri elinden alınırken “lay lay lom” yazılar yazmak bence biraz toplumla dalga geçmektir veya söylediğim gibi belirli bir zümreye hizmet etmektir. Bakınız bir Bakan çıkıp, “asgari ücret geçinmek için büyük paradır” derken, bir yazar,  onun bu sözleri niçin söylediğini hemen anlamalıdır.  Yani şirketlerin az maliyetle mal üretmesine katkı vermesini anlamalı ve bunu da topluma verilerle ortaya dökmelidir.  Neden memurların maaş artırma zamanı Maliye Bakanı’nın yurt dışındaki ekonomik zorluk çeken İspanya veya Yunanistan’ı örnek verdiğini ve buçuklu zamlardan sonrada veya seçim meydanlarında Türkiye Ekonomisi’nin büyüdüğünü oy avcılığı için anlattığını yazmalıdır. İşte bu ince noktaları bazı yazanlar ya unutuyorlar, ya da sermayenin ele geçirdiği medya’da eriyip gidiyorlar. İşte en büyük meselede medyanın sermayece ele geçirilmesi sonucu yazanların anlatmak istedikleri gerçekler ulaşılmak istenen kitlelere maalesef ulaşmıyor. Ama yazanlarda toplumun her türlü sorunlarını bıkmadan ve yılmadan anlatmaya devam etmelidir.

Türk yazarlarından en çok kimleri beğeniyor ve neden?

ERDOGANAziz Nesin en beğendiğim yazarlardan, toplumun sorunlarını düşündürücü bir şekilde hiciv ediyor. Yaşar Kemal, i Anadolu insanını güzel yansıttığı için, Şevket Süreyya Aydemir’i Cumhuriyet ve sonrası dönemi tane tane anlattığı için beğenirim.  Ve daha birçok yazarı ilgiyle okurum.

Öykülerinizden çok kısaca bahseder misiniz?

Öykülerimin ana teması insan ve onun çevresinde gelişen ilginç toplumsal olaylardır. Öyküyü okuyucuya bir film gibi anlatmayı, söylediğim gibi anlatırken de düşündürmeyi ve okuyanda bir iz bırakmayı seviyorum. Yazarken, kahramanlarla arkadaş olurum, kendimi onun yerine koyarım. Örneğin, kahramanım pavyondaysa, yazdığım odamın perdelerini kapatır, hemen arabesk müzik açarım. Yani yazdığım ortamın “havasına” imkânlarım ölçüsünde girerim, yoksa hayalim de yaşarım.  Şu anda hazır olan iki uzun öykümün kitaplaşma çalışmaları ile kısa öykülerimden oluşan bir kitap çalışmamda devam etmekte. Bir de konuyu vermeyim, bir roman üstündeyim şu sıralar.

Yazılarınız belirli bir okuyucu profiline mi hitap ediyor? Mesela kitaplarınızı en çok kimler alıyor veya almasını umut ediyorsunuz?

Ben hiçbir zaman okumaktan çekinmem, her türlü kitabı özgürce okurum. Ve herkesin de böyle olmasını isterim.  Yani aydınlanmak isteyenlerin yazılarımı okumasını daha çok arzu ederim.  Şu anda piyasada olan ve Mola Yayınları’ndan çıkan“Vallahi Öptürmem” adlı kitabımı her gencin yanı sıra, siyasetle, dinle ve şirketlerce aldatılanlarca okumasını çok arzu ederim. Onlara çok gerekli bir kitap diye düşünüyorum.

Geleceğe dönük somut projeleriniz var mı?

Evet, Türk halkının okuma alışkanlığı için neler yapılır üzerinde oldukça kafa patlatıyorum.  Ve bütün kesimlerin desteği ile şimdiden yapılacak bu proje sonucunda meyvelerinin gelecekte ülkemize ve yansıması olarak da dünyaya çok şeyler katacağını düşünmekteyim.

Yazılarınızda ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili olarak (siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan) çok ciddi serzenişleriniz olduğunu görüyoruz. Herhangi bir umut var mı peki bu hususların nispeten de olsa düzelebilmesi için? Neler olmalı Türkiye’de her şeyden önce “HALKIN” bilinç seviyesinin, farkındalığının gelişmesini – dolayısıyla bunun ülke kalkınmasında etkili olmasını ümit edebilelim?

Ülkemizde veya dünyada sorunlar olduğu sürece yazanlardan da sezerişler mutlaka olacaktır, olmalıdır da.  Bir kesim ülkenin pastasından büyük aslan payı alırken, diğer büyük bir bölümü, asgari ücretin kıskacı içinde yaşam mücadelesini karın tokluğuna ve bankalara borçlanarak verirken,  insanlar demokratik haklarını kullanmak istediklerinde biber gazının ve copların azizliğine uğrarken ve yine uzun tutukluluk süresi içinde adalet beklerken bu gerçekleri yazmamak, bu ortamı hazırlayanlarla işbirliği içinde olmaktır.  Neler olmalı? Tabi ki, bu olumsuz gidişatı sihirli bir değnekle düzeltmek haddimize değil ancak insanlarımızı önce kültürel yönden kendilerini yenilemelerinin önü açılmalıdır. Özellikle küçük çocuklarımız ile gençlerimizi, ayrıca kitaptan uzak olanları okumaya, araştırmaya teşvik etmeliyiz. Bunu sağlamadığımız ve bugünkü süreç devam ettiği sürece umudum ne yazık ki yok.  Bunun için de her kesimin bağlı bulunduğu örgüt içinde ( örgütü: siyasi uç anlamında değil, demokratik güç anlamında kullandım)  birleşerek güçlerini demokratik bir çerçevede, kendilerine engel olanların önüne set çekmelidirler.

İçinden geçmekte olduğumuz siyasi gündemle ilgili düşünceniz nedir? Gerçekten de bir pazarlık mı söz konusu malum ada ve gruplarla? Bu terörün bitmesi ile ilgili çözüme katkıda bulunacak mı, yoksa ileride ters mi tepecek ve belki de bir bölünmeye kadar gidecek?

Açık söyleyeyim, hepimiz bu süreci görüyor ve birlikte yaşıyoruz. Tutuklanan askerlerin, hatta Genel Kurmay Başkanı’nın bile terörist mücadelesi ile yaftalanmaları içindeki yargıdaki geciken adaletinin nereye varacağı ile yine Kürt açılımı adı altındaki Apo-MİT görüşmelerinin ülkemizin geleceğini nasıl etkileyeceğini hep birlikte göreceğiz. Ancak şimdi yapılmak istenen bu gelişmeler, yıllar önce ABD Siyasi teknokratlarınca önceden hazırlanan ve ülkemizde uyarlanan bir siyasi durumdur.

Malum eski ABD Dış işleri Bakanı Condoleezza Rice‘ın “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek, bunların içinde Türkiye’de var” derken ülkemiz üzerinde kimlerin ne gibi oyunlar oynadığı malumdur. ABD artık Irak’taki gibi kendi askerlerini ülkelerin içlerini karıştırmak için göndermeyip, müttefikleriyle bu işi başarmanın yollarını aramaktadır. Biz PKK’ ile değil, arkasındaki gizli güç ülkelerle pazarlık halindeyiz. Ve düne kadar ülkemizde “Kürdistan”ı görmek isteyen ayrılıktan söz edenler, şimdi pazarlık sürecinde daha temkinliler.

Bakınız, Milliyet’te “İmralı Tutanakları” nın açıklanması olayında içeriğinden çok kimin sızdırdığı üzerinde durduk. Ankara Antlaşmasını bilir misiniz?  İkinci Faslın 7.Maddesinde 11.maddede zikredilen yetkili memurlar sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak için bir veya birkaç silahlı kişinin hazırlıklarda bulunduklarını haber aldıklarında ihmal etmeden birbirlerini haberdar edeceklerdir.” denilmektedir. ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra? Oluşan Kuzey Irak ve orada Türkiye’ye saldıran bir PKK‘nın dış güçlerle beslenmesi, bırakın bir veya birkaç silahlı kişileri 5 bini aşkın terörist gücünden bahsedilmekte.  Şimdi Ankara Antlaşması nerede kaldı? Biz ne yaptık? Bir ara Kuzey Irak’a sınır dışı yapılan büyük kara harekâtı,  ABD Savunma Bakanı’nın Türkiye’ye gelmesiyle harekât amacına ulaşamadan son buldu ve Türk Askeri geri çekilmek zorunda kaldı.  Ve gelişmeler halen ABD’nin isteği doğrultusunda devam etmektedir. Daha önce Türkiye’yi de bölerek sınırlarımız içinde ayrı bir devletin oluşumunu kendi TV kanallarında sık sık göstermişlerdi. Kurtuluş Savaşı’ndaki birlik ve beraberliğe çok ihtiyacımız var.  Bu konuda sitemdeki yazıların okunmasını tavsiye ederim.

http://ertugrulerdogan.com/category/kose-yazilarim/

Umarım ülkemizin birlik ve bütünlüğü bozulmadan ve ülkemiz içindeki etnik gruplar birbiriyle barışık bir şekilde, ABD’nin oyunlarını bilerek kardeşçesine yaşarlar. Birçok canı alan silahlar susturulduğunda Türkiye’de her bireyin refahı artar,  doğu illerimiz yanı sıra geri kalmış bölgelerimizin hepsi yine kendi kültürlerinin özgürlüğü içinde refah ve yaşanır bir düzeye gelirler.

Bu kıymetli söyleşi için gerçekten teşekkür eder ve sonsuz başarılar dileriz, sizin gibi kıymetli fikir adamlarımıza..

Ben teşekkür ederim, böylesi bir fırsatı bana verdiğiniz için… Sevgilerimle

YAZARIN WEB SİTESİ İÇİN TIKLAYIN

Like it? Share it!