Referandumda neden “Evet” veya “Hayır” diyelim? Bazı “somut” tespitler

Hepimizin malumu yalnızca 2 hafta gibi bir süre kaldı 16 Nisan 2017 tarihindeki ülkemiz için hayati önem taşıyan BAŞKANLIK ANAYASASI REFERANDUMU‘na. Kimilerine göre “olmazsa olmaz” bir başkanlık modeli getiriyor bu yeni düzenleme… Diğer taraftan kimileri de eğer referandum sonucunda halk “evet” oyu kullanırsa çoğunlukla, ülkeye katı bir “TEK ADAM” REJİMİ geleceğini iddia ediyor. Hatta bu görüşü savunan birçok insan bu durumda devlet başkanının vaktiyle padişahın bile sahip olduğu yetkilerden daha fazlasını kullanabileceğini ve dolayısıyla zaman içinde bunun diktatörlüğe dönüşebileceğini savunuyor.

REFERANDUMDA “EVET” oyu kullanılmasını isteyen kesim – ki iktidar ve cumhurbaşkanı her türlü devlet imkanını kullanarak bunun propagandasını yapmayı adil ve yasal görüyor – bu taleplerinin nedeni olarak birkaç argüman sıralıyor. Örneğin, “tek başlı yönetim imkanı, süratli karar alabilme, terörü tamamen bitirme” vesaire gibi…

Tabii burada kendileri şunun cevabını tam olarak veremiyor; Mevcut iktidar 15 yıldır görev başında ve zaten tek başına yönetim imkanını her zaman buldu. 2016 yılında meydana gelen darbe teşebbüsü olayı kabul edilir ki ülkenin düzenini olumsuz yönde etkiledi. Ama “hangi kanunu veya uygulamayı hayata geçirmek istedi de bunu başaramadı iktidar partisi?” diye sorulduğunda cevap “Hepsini yapabildik, engelleme çabalarına rağmen, çünkü mecliste gücümüz her zaman yetti” şeklinde geliyor hiç şüphesiz. Dolayısıyla iktidar tarafından “ayaklarımızda pranga” argümanı “mağduriyet edebiyatından” öteye geçemiyor. Ayrıca, bugün can düşmanı olunan malum terör örgütü de devletin bütün kılcal damarlarına sızarken en büyük desteği hiç şüphesiz ki bugünkü iktidardan görmüştü – kendilerinin de “ne istediniz de vermedik” şeklinde ikrar ettikleri üzere… Yani yine dürüstçe günah çıkardıkları gibi çok büyük bir “yanılma” yaşamış bulunuyor iktidar, özellikle bu konuda (ve Suriye, Rusya’ile ilgili dış politika meseleleri ve diğer bazı konularda). Yanılma önemli şeydir malum, Allah korusun insanın başını bile yer, aynen ülkemizin Temmuz 2016 da atlattığı tehlikede olduğu gibi… Burada ekonomik performansa pek de girmiyoruz. Ama sanılmasın ki bu konuya girildiğinde “bütün propaganda kanallarını” kullanarak çizdiği resim kadar parlak görülecektir ekonomik durumu Türkiye’nin… Yani, gerek iç ve dış borçlar ve gerekse büyüme rakamları öyle abartıldığı kadar muhteşem değil (Bu ifadeyi şüpheli bulanlar Sayın İlhan Kesici’nin websitesine girip İstatistik Kurumu’ndan alınan rakamlarla tespit edilen tarafsız performans neticelerini inceleyebilirler )


Diğer taraftan REFERANDUMDA “HAYIR” çıkmasını arzu eden kesimse – muhalefet diyelim – bu taleplerinin nedenleriyle ilgili argümanları çok daha net ve kuvvetli şekilde ifade edebiliyor. Bu kesimin iddiasına göre, halk tarafından seçilecek olan başkana (devlet başkanı) aşağıda belirtilen öyle yetkiler veriliyor ki başkanlık anayasasının kabul edilmesi durumunda ülke ileride çok büyük sıkıntılar yaşayabilir.

Buna göre “tek adama”

Savaş açma, TBMM’yi neden belirtmeksizin “seçime götürebilme” (fesih diye kelime oyunlarına konu olan yetki), yargıyı dizayn etme (HSYK ve Anayasa Mahkemesi atamalarında dominant yetki), istediği sayıda ve istediği kişiyi başkan yardımcısı atama (aynı kendi yetkilerine sahip olmak üzere) yetkileri verilmek isteniyor. Üstelik bundan da önemli olmak üzere başkana ileride bazı yerleşim birimlerini birleştirip idari açıdan daha bağımsız birimler haline dönüştürme imkanını sağlama yetkisi veriliyor (2 bölgenin birleşip daha sonra eyalet sistemine geçiş sürecini oluşturması örneğinde olacağı gibi… Örneğin 2-3 şehir birleşip eyalet olabilir).

İşte ileride ülkenin altından kalkamayacağı, geri dönülemeyecek durumlara düşme olasılığına meydan vermemek için ülkede “neredeyse” her türlü hem de hayati yetkinin tek adama teslim edilmesi konusunu vatandaşın çok çok iyi düşünmesi gerekir “evet” demeden önce.

Üstelik de bakanlar kurulu ve gensoru diye bir prosedür kalmayacağından ve hatta keza bütçeyi de başkan yapacağından bu model kapsamında görev başında olan kişiye (ve ekibine) 5 yıl için zaten herhangi bir denetim yapma imkanı olmayacak. “Görev süresince eğer telafi edilemeyecek durumlar meydana gelmişse ülke açısından, hesap sorulsa ne yazar sorulmasa ne yazar?” diye düşünen aklı başında insanlar olacaktır, hiç şüphesiz ki.

Dolayısıyla şu anda iktidar liderlerinin (ve kampanyada başı çekenlerin) maalesef yaptığı gibi bu sistemi mahzurlu bulduğu için hayır diyenlere “terörist ve çukurcu” gibi son derece haksız ve seviyesiz ithamlarda bulunmak yerine yukarıda belirtilenleri de göz önüne alarak bir kere daha düşünmekte yarar görebilir “evet” demeye niyetli vatandaşlarımız bile.

Bu öyle bir referandum ki resmen ülkenin geleceğini geri dönülemeyecek bir yola sokabilir. Lütfen iyi düşünün sevgili vatandaşlar, mührünüzü oy pusulasına basmadan önce…

Like it? Share it!