Devletin tepesinden gelen laikliğe destek açıklaması laik kesimi rahatlatabilir mi?

KAHRAMANTürkiye özellikle son yıllarda acayip gelişmelerin yaşandığı hatta rüyalarımızda bile görsek inanmayacağımız kabus gibi olayların başımıza geldiği bir ülke haline dönüştü hiç şüphesiz ki. Bunun en son örneklerinden biri de LAİKLİK tartışması şeklinde gerçekleşiyor çoğumuzun da yakından izlemekte olduğu gibi.

Bir meclis başkanı düşünün ki meclis kürsüsünde yemin etmiş “laik cumhuriyeti koruyacağım” diye. Aynı kişi çıkıp “ALENEN” (yani hiç lafı eğmeye gerek yok) anayasadan laiklik denen unsuru çıkaralım diye öneride bulunabiliyor.

Hukuk adamlarının ifadesine göre net olarak ANAYASA SUÇU ve cezası da çok ağır. Ama kimin umurunda? Beyefendi malum şahsın desteğini arkasına almış durumda ki o kişinin kendisi zaten Anayasayı tanımadığını ispat etmiş durumda, fiilen attığı bazı adımlarla.

Doğaldır ki bu ülkenin yine ortaçağ karanlığına gömülmesini istemeyen birçok “İNSAN” bu durumdan endişe duyuyor ve isyan ediyor; “Türkiye laiktir ve laik kalacak diye”.. Alışıldığı üzere emniyet kuvvetleri yine elde gaz tüfekleri, plastik mermili silahlar meydanlarda bu insanları adeta bir düşman askeri gibi kovalama görevlerini yerine getiriyorlar – Yani ülkede huzur ve asayişin berkemal olması için görev ifa ediyorlar..


Şimdi şunu diyebilirsiniz tabii; İyi de güneydoğuda IŞİD füzeleri ha bire Kilis’i vuruyor, ölen ölene. Devlet öncelikle buralarda güvenliği sağlasa, yani bütün gücünü öncelikle buralara yönlendirse ya, bu tip barışçı – şiddete içermeyen – protestoları şiddet kullanarak bastırmak yerine.. Bakın işte orada yanılıyorsunuz. Ne dedi malum danışman? “Efendim o füzeler oraya kaza eseri mi düştü yoksa maksatlı mı gönderiliyor, bu konuda elimizde net bilgi yok vs..” Gerçekten, bir halkı “salak ve hatta geri zekalı” yerine koymanın bundan güzel örneği az olur.. İşin komik tarafı bu muhterem bu akıllara ziyan kelamı ettikten kısa süre sonra GAZİANTEP civarına da düştü füzeler. Dikkat edin lütfen düştü diyoruz.. Yani IŞİD’in günahını almayalım. Onlar atmadı, füze düştü… Böyle trajikomik ve son derece tehlikeli bir döneme daha girmiş bulunuyoruz velhasıl.

Biz yine laiklikle ilgili tartışmalara dönersek, şunu görüyoruz; Devletin en tepesindeki kişi Meclis Başkanı’nın aksine “ülkedeki rejimin laikliği” konusunda hiçbir şüphe olmadığını belirterek, vatandaşın yüreğine az da olsa su serpti. Yani, bu açıklamayı “samimi” olarak algılamamız gerektiğine göre …

Diğer taraftan hükümetin başındaki muhterem kişi de keza bir açıklama yaparak hatta daha da kuvvetle aynı hususu vurguladı ve dedi ki: “Türkiye’nin laik demokratik sosyal bir hukuk devleti olma niteliği bugün artık tartışma konusu değildir. Hazırladığımız yeni anayasada laiklik bir ilke olarak yer alacaktır. Otoriter bir laikçilik değil özgürlükçü bir laiklik anlayışına yer vereceğiz. Bu konuda herhangi bir spekülasyon yapılmasını doğru bulmuyoruz”.

Şimdi eğer sizlerin daha önceden yaşanmış olan deneyimleri de göz önüne alarak bu beyanatların samimiyetine güvenciniz tamsa mesele yok. Ama eğer geçmişten gelen çok fazla sayıda “TAKİYE” yaşanmışlığı mevcutsa bakın işte o zaman öyle erkenden sevinmemekte fayda vardır belki de, onu da dikkate almak lazım doğrusu…

Bir de unutmadan sormak lazım; “Madem durum böyledir ve laiklikle ilgili bir sıkıntı mevcut değildir, pekiyi meclisin en tepe sandalyesinde oturan şahsın vermiş olduğu çok önemli beyanat nedeniyle halen orada bulunması uygun mudur?”. Tabii eğer vermiş olduğu beyanat Anayasa’ya göre suç teşkil ediyorsa ..  Yani yasaları yapan dolayısıyla kanunu bizzat temsil eden meclis içerisinde, kanunu açık ve ağır şekilde çiğnemiş bir zatın o meclisin hem de “reisi” sıfatıyla göreve devam etmesi mantığa ve adalete ve de Allah indinde “vicdana” uygun düşmekte midir?

Dikkat lütfen: Bu soruyu biz sormuyoruz, bugün milyonlarca aklı başında insan sormaktadır – Her ne kadar bunlar doğrudan iktidar partisinin seçmenleri değilse de muhtemelen.

Editör

Like it? Share it!

Leave A Response

*

code