Türkiye nereye gidiyor? 1 Kasım neden hayati önem taşıyor?

DAVUT-MITINGYaklaşık 100 yıllık Cumhuriyetimiz nereye gidiyor? Bugünlerde aklı başında olan vatansever (en azından bu en kıymetli varlığımızın farkında olan) insanlar bu soruyu daha da sıklıkla ve üstelik ciddi korkuyla sormaya başladılar…

Türkiye’yi iyi yöneteceğiz yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar olmayacak parolasıyla (ve arka planda tabii ki esas İslamı yayacağım, benim görevim bunu yaymak hedefiyle ki artık pek gizli de değil ya) ülkenin başına gelen ve dini de cahil kitleleri hareketlendirmek için esas silah olarak kullanan bir grup malum kişinin “liderliğinde” ülkeyi bugünlere getirdi sonunda…

Yani, ekonomi perişan (ama yol yaptılar), halk gruplara ayrılmış durumda, dış dünyada ve Ortadoğu’daki durumumuz ise tam bir felaket (ama sıfır problem politikamız var malum) ve en kötüsü de “İLERİ” demokrasi yakıştırması altında rejim ve ülke gittikçe bir “TEK ADAM” (dikta diye tarif ediyor çoğu uzmanlar) yönetimine neredeyse demirlemiş durumda..

Bir tek kişi iki dudağının arasından çıkacak kelimeyle meclisten istediği kararları çıkartabiliyor, istediği hakimi, savcıyı atayıp attırabiliyor, istediği enerji santralını istediği yere ve istediği ülkeye kurdurabiliyor vesaire vs. Tek kişi bütün bunları yaparken de yasama, yürütme vesaire güçleri de görev başında…

Ülkenin bu duruma gelmesinin nedenlerini herkes kendine göre sıralıyor.. Tabii bu arada bu tek kişiy “takip eden” kitle bunun hiç de böyle olmadığını ve esasında ülkenin tarihinde olmadığı kadar parlak bir dönemden geçtiğini ve hatta bu kişinin bu yüzden halife olmayı hakkettiğini bile iddia edebiliyor…


Öyle veya böyle olaylara objektif yani tarafsız gözle baktığınızda ise durumun hiç de öyle olmadığı Türkiye’nin yapılan yollara sağlanan hastane hizmetlerine, kafalara artık rahatça ve her yerde takılabilen türbanlara rağmen cumhuriyetin kuruluşundan beri içeride ve dışarıda en büyük tehliklerle karşı karşıya olduğunu görebiliyorsunuz.

Kürt açılımı yani özerklik ve esasında ise bölünerek Büyük Kürdistan diye temelleri atılmakta olan oluşuma katılma projeleri ve bu yolda yapılan savaşlar, katledilen insanlar.. Türkiye’nin kalbinde IŞİD örgütü tarafından vahşice patlatılan bombadan sonra artık dibine kadar saplandığımız iyice anlaşılan Suriye bataklığı, Rusya’ ile gerilen ilişkiler, dünyada Türkiye’nin dikta rejimine doğru gitmekte olduğuna dair endişeler ve kaybedilen prestij ve en kötüsü de yurtiçinde “sünni alevi” diye oluşturulan bölünme ve halkın düşman kamplara ayrılması..

İşte bütün bunlar yapılan yollar (kaça mal ediliyorsa), verilen hastane hizmetleri (ne kadar kaliteliyse), yapılan havalimanları (kimlere nasıl veriliyorsa) ve diğer yoğun şekilde propaganda malzemesi olarak kullanılan hizmetlere rağmen ülkenin maalesef bir bataklığa saplanmış olduğu apaçık..

Bu arada birilerinin de Karun gibi zengin olduğu ve bunun da çuvala asla sığmayan daha doğrusu sığdırılamayacak mızrak misali çok rahatsız ettiği ve birçok gelişmenin kökünde de bu mızrağın bir şekilde ortadan yok edilmek çabası ve gayretinin yattığı bile söyleniyor sıklıkla.. Hatta anayasanın değiştirilerek başkanlık sistemine geçme ve dolayısıyla otoriteyi “daha da yoğun ve tartışılmaz” bir şekilde TEK kişinin elinde toplama projelerinin altında bile bu mızrak meselesinin yattığı düşünülüyor ve ifade ediliyor birçok fikir önderi ve siyaset uzmanı bilirkişi tarafından.

İşte bütün bu nedenlerle 1 Kasım seçimi Türkiye’nin tarihi boyunca yapacağı en önemli seçim olacaktır. Yani bir dikta (bazıları padişahlık diye de adlandırıyor) rejimine onay mı verecektir bu halk, yoksa bunu uygulama kararlılığı içinde olan birilerine ama bu sefer hem de net bir şekilde “Yeter artık bizim başımıza açtığın sıkıntılar” diyebilecek midir? İşte 2 Kasım günü bu sorunun cevabıyla uyanmış olacak bu ülke…

Şöyle bitirelim mi? Allah bu ülkeyi daha fazla melanetten korusun… Bunun için de insanlarımıza akıl fikir versin her şeyden önce, evde oturan yüzde kırk da dahil olmak üzere

Ülkesini seven bir insan

Like it? Share it!

Leave A Response

*

code